• Apple Face ID ve Samsung İris Tarayıcı Arasındaki Farklar

Apple Face ID ile Samsung İris Tarayıcı Arasındaki Farkların Derin Analizi

11
1
0
0
0
Apple'ın 2017 keynote'ta sunduğu Face ID özelliğinin, yüz tarama sisteminin yetkilendirme metodu olarak kullanılmasını daha güvenilir hale getirdiğine hep birlikte şahit olduk (en azından kağıt üzerinde). Samsung Galaxy S8 ve Note 8'de mevcut 'iris tarama' sistemi ile Apple'ın yeni Face ID özelliği arasındaki temel farklılıklar üzerine derin bir analiz yaptık.

Eylül 2017 Apple etkinliğinde iPhone X’in tanıtıldığını biliyoruz hepimiz. Anlaşılan o ki Apple, varını yoğunu ’10. Yıldönümü’ modeline yatırmış. Yatırımlarından biri de, Face ID (yüz tanıma) özelliği.

Telefonu yüzle açmak yeni bir şey değil. Android bu özelliği bir süredir kullanıyor. Samsung’ da Galaxy Note 7’nin çıkışından bu yana özelleştirilmiş ‘göz tarama’ fonksiyonunu uygulamaya koymuştu. Lakin Apple’ın meseleye yaklaşımı bambaşka. Alışılmışın dışında bir yöntemden söz ediyoruz. Şifreyi açacak bir imza oluşturmak için şablon kullanmayı değil, yüzünüzün biçimini kullanmayı yöntem olarak benimsiyor Apple. Ki bunu yapabilmek için de oldukça özel bir donanıma sahip.

Şimdi gelin her iki yöntem arasındaki farklara değinelim.

Android yüz tanıma sistemi

Yüzünüze bakarak tuş kilidini açma özelliği, Android’in Ice Cream Sandwich versiyonu olan 4.0’dan bu yana mevcut.  Ön yüzde bulunan kamerayı kullanarak yüzünüzün görüntüsünü alabilen Android, daha sonra Google’ın yüz tanıma yazılımı ile edinilen görüntüye dayalı olarak bir dizi veri oluşturmak için işlemden geçer. Tuş kilidini açmak için telefonu yüzünüze doğru tuttuğunuzda yüzünüze ait bir görüntü yakalanarak işlenir ve kayıtlı veri ile karşılaştırılır. Yazılım her ikisini de eşleştirebilirse, sisteme bir adet 'doğrulama işareti' gönderilir ve telefonunuz açılır.

Toplanan veriler herhangi bir yere gönderilmeden bütünüyle telefon üzerinde toplanır ve işlenirler. Güvenilir şekilde kaydedilen bu veriler şifrelenerek, kaydedilen ham verinin herhangi bir işlem tarafından okunmasına engel olunur. Android yüz tanıma sistemi özel ışığa, sensöre ya da kameraya ihtiyaç duymaz. Gereken tek şey, selfie çekerken kullandığınız ön yüzde bulunan kameradır.

Samsung ise Galaxy S8 ve Note 8 modelleriyle birlikte ekrana dokunulduğu anda tarama işlemini başlatarak bu kullanımı daha da geliştirmiştir. Zira mevcut daha iyi kamera ve işlemci sayesinde daha hassas ve hızlı bir işlem süreci gerçekleştirilebilmektedir. Galaxy S8’deki yüzle tuş kilidi açma özelliği hızlıca gerçekleştiği gibi, kullanım esnasında telefonu nasıl tuttuğunuza bağlı olarak da yerinde işlev görür.

Yüz tanıma özelliğiyle ilgili en önemli sorun, güvenilir olmamasıdır. Google ya da Samsung bile bu özelliğin güvenilir olduğu yönünde tanıtım yapmazlar. Özellik bütünüyle Google’ın yüz tanıma algoritmalarını iyileştirmek ve sergilemek maksadıyla oluşturulmuştur. Yüzünüze ait bir fotoğrafla bu sistemi aldatmanız gayet olasıdır.

Şu var ki Samsung, yüzünüzü tanımak için alternatif bir yöntem daha sunmaktadır.

Samsung’un iris sistemi

Samsung ilk iris tarama sistemini Galaxy Note 7 ile birlikte getirmişti. Yetkilendirme için göz kürelerinin bilgisayarla taranması gibi bir işlemi filmlerde görürdük hep. Resmi binalara girişte güvenlik girişi olarak kullanılır bu işlem aynı zamanda. Samsung’ da aynı konsepti, biraz daha indirgenmiş şekliyle kendi iris tarama sistemiyle kullanıyor. Malum, bir cep telefonundaki kaynaklar kısıtlı olacaktır. Bu nedenle sistemin daha hızlı çalışması için bu yola başvurulmuş. Her ne kadar  aldatmacalara karşı %100 güvenilir değilse de, bu haliyle yeterince güvenilir olmaktan daha öte bir anlam ifade ediyor.

İris içerisinde her bir göz özgün bir şekle sahiptir. Aslına bakarsanız iris şablonları parmak izinden daha ayırıcı bir özelliğe sahiptirler. Sol gözünüz, sağ gözünüzden daha farklı bir şablona sahiptir örneğin. Her gözün özgün şekle sahip olması nedeniyle Samsung gözlerinizi kimliklendirme işleminde kullanarak, yetkilendirme sağlıyor. Bu yetkilendirme, parmak izi ya da şifrenin yapabileceği her alanda kullanılabilir.

Samsung bu işlemi gerçekleştirmek için telefonun ön yüzünde özel bir donanım kullanıyor. Bu işlemde aslında oldukça yoğun ve ‘parlak’ olan, fakat insanoğlunun gözünün göremeyeceği dalga boyunda, yani İnfrared dalga boyuna yakın seviyede ışık saçan bir diyot kullanılır. İnfrarede yakın ışık iki sebepten ötürü kullanılmaktadır: gözbebekleriniz küçülmeyecek ve görüş noktasında herhangi bir sıkıntı yaşamayacaksınızdır. Üstelik bir renk şablonu kullanarak herhangi bir şeyi, gözümüzün göreceği dalga boylarındaki ışık kaynaklarından daha iyi aydınlatacaktır. Gözünüzün iris tabakasına dikkatle baktığınızda farklı biçimlerde yüzlerce fraklı renk olduğunu görürsünüz. İnfrared dalga boyuna yakın ışık koşulları altında binlerce renk bulunur ve her biri bir diğeriyle oldukça güzel kontrast oluşturur. Bu nedenledir ki iris tabakasının bir görüntüsünü alarak işleme koymak daha güvenilirdir, zira her ne kadar siz görmeseniz de, telefonunuz tüm bu renk ve biçim şablonlarını görerek bir veri seti oluşturabilir.

İris aydınlatıldığı anda özel olarak ayarlanmış dar odaklı kamera bir görüntü yakalar. Galaxy S8’de ön yüzde bulunan kamera, infrared aydınlatma koşullarında renk bilgisi toplayabilir ama bu iş için özel olarak tasarlanmadığından dolayı, ikinci bir kameraya ihtiyaç duyulur.

Bu görüntü analiz edilerek bir veri seti oluşturulur ve telefonunuzda güvenli şekilde kaydedilir. Tüm bu işleme, analiz etme ve depolama gibi işlemler telefonunuzda lokal olarak gerçekleştirilir ve kriptolanarak, sadece sizin gözünüzün tanımlanması işlemi veri tabanına erişimi sağlanır. Toplanan veriler bir ‘imza’ oluşturmak için kullanılırlar. Eğer iris tarama işlemi oluşturulan imza ile uyum sağlarsa, güvenlik kontrolünden de geçilmiş olur.

Tabii ki Samsung aynı zamanda ön yüzdeki kamerayı kullanarak yüzünüzle ilgili bilgiler de toplar. Büyük ihtimalle bunun nedeni, iris tarayıcısının daha net bir görüntü elde etmesini sağlamak için yüzünüzün konumlandırılmasında kullanılıyor olmasıdır. Yani, değişik açılarda elde edilen veriler farklı olabileceği için, aynı zamanda yüz şekliyle ilgili bilgilerin de toplanması gerekli olabilmektedir.

Her şey iyi güzel de, bu işlemin de kendi doğasından gelen bir takım dezavantajları bulunmaktadır. Zira tuş kilidinin açılması için iris taraması kullanma işlemi çok hızlı olmak zorundadır zira kimse sırf tuş kilidini açayım diye 10 saniye boyunca telefonu gözüne tutmaz. Hal böyle olunca göz şablonuyla ilgili yeterince bilgi toplanamamaktadır mevcut iris tarama işlemi esnasında. Aslına bakarsanız yüksek çözünürlüklü lazer fotoğraf yazıcısı ve mümkünse bir de kontakt lens kullanılarak iris tarama algoritmalarını şaşırtmak mümkün olabilir. Fakat kimsenin Galaxy S8 ya da Note 8 telefonunuzu açmak için bu tip bir yönteme başvuracağını sanmıyoruz.

Temel sorun, tam ayarı sağlamakta yatıyor. Yazılım kontrolünden geçecek verilerin toplanması için irisler yeterince sürede analiz edilmelidirler. Fakat tanılama için görüntü alan kameranın odağı oldukça dar olduğu için gözleriniz yeterli bir süre için bu odağa denk gelmek zorundadır.

Biyometrik güvenliğin geldiği aşamayla kıyaslayacak olursak, Samsung’un sunduğu sistem iyi bir sistem olarak tanımlanabilir. Kaldı ki bir çokları da bu sistemden hoşnutlar. Sadece sizin gözleriniz yetkilendirmeyi sağlamaktadır ve oldukça da hızlı bir şekilde gerçekleştirilmektedir işlem. Sadece kullanımı doğru şekilde yapmayı öğrenmeniz gerekiyor. Tabii bunun için de telefonu yukarıda bir yerde tutarken, gözlerinizi de olabildiğince açmanız elzem oluyor.

Apple’ın Face ID özelliği

Telefonda biyometrik güvenlik konusunda Apple yeni bir alana girmiş bulunuyor. Benzersiz bir tanılama işlemini gerçekleştirebilmek, özelleştirilmiş ışıklandırma, özel lenslere sahip çoklu kamera sistemleri ve oldukça pahalı görüntü işleme sistemleri gerektirir. Ama artık tüm bunlar Apple’ın yeni A11 çipsetine sahip olan iPhone X’in üzerinde bulunan bileşenlerle yapılabiliyor.

Face ID, yüzünüzü aydınlatmak için yoğun bir infrared ışık yansıtır yüzünüze. Tıpkı Samsung’un iris taramayıcısında kullanılan ışık gibi aslında oldukça parlak olan, fakat insan gözünün göremediği bir dalga boyudur bu. Bir çeşit ışık seli gibi, geniş bir alan boyunca yüzünüzü yıkayarak hızlıca başınızın kenarlarından dökülen bir miktara eşittir yüzünüze yansıyan ışığın yoğunluğu.

Yüzünüz aydınlatılırken, infrared LED lazerler de yüzünüze doğru tutulur. Bu LED’ler aydınlatma için kullanılan ışıkla ve yüzünüzü kaplayan binlerce ışık noktasıyla kontrast oluşturan bir dalgaboyu kullanırlar. Siz hareket ettikçe ışık noktaları oluşan değişiklikleri yansıtırlar.

Yüzünüz bir yandan infrared lamba ile aydınlatılıp, ışık kalıbı yüzünüze doğru tutulurken, özel bir kamera da görüntü verilerini toplar. Her bir ışık noktası işaretlenir ve siz hareket ettikçe bu noktalar da konum değişikliğine uğrar. Ve tabii bu değişiklikler de kaydedilir. Bu yöntem, modüle şablon projeksiyonu kullanılarak gerçekleştirilen ‘derin görüntü toplama’ işlemi olarak bilinir. Her türlü ışıklandırma koşulları altında hareket halindeyken nesnenin biçimini, nesne kenarlarının tespitini ve derinliğini gösteren verileri toplamak için uygulanan muhteşem bir yöntemdir bu. Tonlarca veri bu yolla toplanarak, yeniden üç boyutlu olarak oluşturulabilen, belirgin bir şekli ortaya çıkarmak için kullanılabilir.

Toplanan veriler daha sonra Apple’ın ‘A11 Bionic Neural Engine’ adını verdiği bölüme gönderilir. Bu bölüm, veriler toplanırken gerçek zamanlı olarak verileri analiz eden, kendi işlemcilerine sahip olan ayrı bir alt sistemdir. Veriler, yüzünüzün 3 boyutlu maskesinin oluşturulması için kullanılırlar. Yüzünüz hareket ettikçe, maske de hareket eder. Mükemmel bir taklittir ortaya çıkan. Apple, yeni iMessage anime emojileriyle bu sistemin sunumunu şahane bir yolla gerçekleştirmişti etkinlik esnasında.

Veri seti aynı zamanda yetkilendirme maksadıyla benzersiz bir tanımlayıcıyı hesaplamak için kullanılırlar. Samsung’un iris tarayıcısında olduğu gibi Face ID’ de bu verileri güvenli bir şekilde saklayarak, Face ID’nin aktif olarak çalışması esnasında özel kameranın gördüğü şeyle kıyaslama yapar. Mevcut veri seti, kameranın gördüğü şeyle eşleşirse güvenlik kontrolünden geçilir ve sizin siz olduğunuzu doğrulayan bir imza oluşturulur.

Apple, Face ID’nin hızlı ve kolay kullanıma sahip olmasını garantilemek için birkaç ekstra fonksiyon üzerinde de çalışmaya devam ediyor. Face ID aslında daha güvenilir çünkü siz hareket ederken  iris tarayıcısında olduğu gibi ‘tatlı nokta’ olarak adlandırılan özel bir bölümün yakalanması gerekmez. Zira kullanılan kamera daha geniş bir görünüm alanı kullanmaktadır. Yüzünüze yansıtılan ışık hüzmesi ise arka planda var olan şeyle uygun şekilde konstrast oluşturabilir zira yüzünüzün şeklini izole etmek için derinlik algılayıcısı kullanılmaktadır.  

Tüm bunlara ek olarak yüzünüzün biçimine ait veriler farklı amaçlar için gerçek zamanlı olarak da kullanılabilirler. Apple bu işleme ‘TrueDepth Camera System (GerçekDerinlik Kamera Sistemi)’ adını veriyor. Bunun bir örneğini etkinlik esnasında sunumu yapılan yeni selfi portre modu, hareketli emojiler ve Snapchat maskelerinde gördük. Apple’ın yaptığı ‘Biyonik Nöral Motor’ adlı sistem, basit şekil verilerini üçüncü parti yazılımlarla (Apple’a ait olmayan uygulamalarla) paylaşabiliyor. Sistem bu işlem esnasında güvenli tanımlama imzası için oluşturulan mevcut verileri üçüncü taraf yazılımlara açmıyor.

Hangisi daha iyi?

Aslında bu göreceli bir konu zira Face ID özelliğini ya da iPhone X’u henüz gerçek dünyada kullanma fırsatımız olmadı. Kimlik yetkilendirme işlemlerinde önemli olan işlemin hızlı ve kesinlik taşıyor olmasıdır. Samsung’un iris tarayıcısı, telefonu gözünüze doğru yeterince süreyle ve uygun şekilde tuttuğunuz sürece her iki faktörü de yerine getirebiliyor. Face ID ise, şimdilik kağıt üzerinde olsa da, bu işlemi daha kolay bir şekilde gerçekleştiriyor çünkü işlem yapması için özel bir nokta üzerinde yoğunlaşması gerekmiyor. Şu var ki, bir çoklarımız için her iki sistem de tercih edilir değil zira Galaxy S8 ve Note 8’de mevcut ‘parmak izi tarayıcısı’ hem güvenlik, hem de kullanım kolaylığı açısından daha kullanışlı.

Hangisini tercih ederseniz edin, Apple’ın bu rekabette üstün geldiğini söylersek yanılmış olmayız sanırım. Yüzünüzün biçimi ve özellikleriyle ilgili veri toplamak ve oluşturmak için kullanılan sıra dışı donanımlar, ve tüm bu verileri analiz etmeye ithaf olunmuş dahili bir işleme sistemi, daha önce bir telefonda görmediğimiz cinste yüz tanıma sistemi olarak çıkıyor karşımıza.

Bu seviyede bir teknolojinin mobil cihazlara geldiği günü heyecanla bekliyoruz. Apple’ın sunduğu bu teknolojiye dayalı olarak ne tip ürünler ortaya konacak, ne gibi yeniliklere gebe bu teknoloji, hep birlikte göreceğiz.

Kaynak : https://www.androidcentral.com/differences-between-samsung-and-apple-face-unlocking
11
1
0
0
0
Emoji İle Tepki Ver
11
1
0
0
0