28
13
2
2
1
İnsanlık kendi geleceği için, deniz habitatından vazgeçecek mi? Büyük bir seçim yapılması gerekiyor.

İnsanlık tarih boyunca keşfetme arzusuyla doluydu. Önce kendi gezegeninde yeni yerler keşfetmeye başladı, sonra teknolojinin imkanları da geliştikçe daha uzaklarda keşfedilmemiş kıtalar buldu. Son yıllarda ise sınırların ötesini, evrenin gizemini merak ederek, uzay yolculukları yapmayı planlıyor. Peki tüm bu çalışmalar, yeni gezegen ve yaşamlar bulmak üzere yoğunlaşıyorken, bu dünyada keşfedilecek her şey bitti mi? Tabii ki hayır.

İlkokul bilgilerinizden hatırlayacağınız üzere, gezegenimizin yaklaşık 4'te 3'ü sularla kaplıdır. Yani dünyamızın çok büyük bir kısmı deniz, okyanus ve diğer su kaynaklarından oluşmakta. Şaşırtıcı olan ise, bizlerin dünyamızın büyük bir kısmını kaplayan yaşam kaynaklarımızın, şimdiye kadar sadece %5'ini keşfetmiş olmamız.

Deniz madenciliği gerçekten çok zor ve aynı zamanda maliyetli bir yöntem. Hatta bazı bilim insanları, "okyanusları keşfetmek, uzaya gitmekten daha zordur" derler. Tüm bu zorluklar bir yana dursun, deniz altı yaşamı keşfi için üretilen robotlardan öyle bilgiler geldi ki, bundan sonra bu yöntemi kullanmaktan kaçınmak biraz zor olacak gibi gözüküyor. 

Edinilen bilgilere göre okyanusların altında, insanlığın geleceği olabilecek metaller ve mineraller yatmakta. Bu metaller havacılık, elektrikli arabalar, iletişimde kullanılan temel yapı maddeleri ve akıllı telefonlar gibi teknolojilerin temelinde yatan gücü sağlayan metallerin ta kendisi. Dalgaların çok altında, uzaklarda bir yerlerde bulunan mineraller ise dünyamızın yenilenebilir enerji kaynağı olabilecek mineraller. Bu kadar önemli ve faydalı etkileri olacak bir keşif, peki neden daha hızlı yapılmıyor?

(Fotoğrafta gördüğünüz Manganez nodulü, modern elektroniğin yapı taşları olan bakır, nikel, kobalt gibi malzemelerin elde edilebileceği bir çok formadan sadece biri)

Her durumda olduğu gibi bu araştırmanın da artı ve eksi yönleri mevcut. İnsanlık için bir yandan çok büyük bir enerji kaynağı olabilecek, denizler altında yapılması söz konusu olan deniz madenciliği, diğer bir yandan deniz habitatına büyük bir zarar verebilir. Deniz yaşamının zarar görmesi demek, su altında yaşayan milyonlarca canlının neslinin tükenme tehlikesinin yanı sıra, aynı zamanda bir döngü olarak yine insanlığın da hayatını olumsuz yönde etkileyecektir. Ayrıca henüz çok küçük bir kısmı keşfedildiği için, karanlık sulara kadar inilmesini gerektiren bu madencilik sonucunda, gerçek etkilerin ne olacağını da kimse kestiremiyor. Keza alınacak bu küçük nodüllerin etrafında var olan ekosistem pek tanınmıyor.

Bilim dünyası henüz deniz habitatına gelebilecek muhtemel zararları, bunların dünyamızı ve gelecek nesillerin yaşamlarını nasıl etkileyeceğini bulmaya çalışırken, çoğu endüstri lideri şirket kazıyı yapabilmek için izinlere başvurdu bile. Şu an için belirli kurallar çevresinde yapılmasına izin verilen bu derin deniz madenciliğinde, suların binlerce metre altında herkesin kurallara tamamıyla uyacağını kim bilebilir endişesi yatıyor. Öyle ki gereğinden fazla mineral ve metal alındığında, ekosistem bunları onyıllar boyunca tekrar üretemeyebilir ve bir çok canlıyı ve olumlu etkilerini gelecek nesil hiç göremeyebilir. 

İnsanlığın geldiği bu noktada karar vermesi gerekiyor. Daha gelişmiş bir teknoloji kullanımından vazgeçerek, deniz yaşamının devamlılığını sağlamak mı yoksa fosil yakıtların yerine alternatif olabilecek mineral ve metalleri alarak, tüm deniz ekosistemini yok olmaya mahkum etmek mi? Karar verirken, yok olacak habitatın eninde sonunda insanlığı vuracağını da unutmayın.

 

Kaynak : https://www.wired.co.uk/article/deep-sea-mining-about-to-take-off
28
13
2
2
1
Emoji İle Tepki Ver
28
13
2
2
1