23
2
0
0
0
Dünya toplumlarının genelinde bir iş bulma endişesi varken, bazı insanların iş bulmaktan çok iş kurma endişeleri vardır. İşte tam da burada, içinde bulunduğumuz dönemde popülerleşmeye başlayan, dünya tarihini ticari açıdan değiştiren bir yöntem var. Bu yöntem cebinde parası olmayana bile iş kurma fırsatı sunuyor. Peki nasıl? Gelin birlikte bakalım.

Girişimcilik, her insanın üstlenebildiği bir sıfat değil, ancak öğrenip taşıyabileceği bir sorumluluk niteliği var. Nitekim girişimci olmak, düz mantıkla maddi konularda avantajlı konumda olan bir insan olmak anlamına gelmiyor. Her şeyden önce bu sorumluluğu taşımak için yenilikçi; içinde bulunduğu durumu farklı bakış açılarıyla değerlendirebilen, soyut düşünebilen bir insan olmak gerekiyor. 

Günümüzde, özellikle teknoloji sektöründe “sıfırdan milyon dolara” uzanan başarı hikayelerinin neden arttığını merak ettiniz mi? Eğer yaşadığınız ülkenin refah düzeyinin artmasını isteyen birisiyseniz, her başarılı insanın hak ettiği takdiri görmesini isteyen bir vatandaşsanız merak etmelisiniz. Kitlesel fonlama olarak bilinen ve son çeyrek asırda yaygınlaşan bir iş yapış süreci, dünya tarihini değiştirmeye başladı bile. En azından bu tarihten düşünsel anlamda geri kalmamak gerek.  

Bugün TeknoGirişim köşemizde kitlesel fonlamanın inceliklerine bakacağız, ne olduğunu kavrayacak, Türkiye’de ne durumda olduğuna, neden yaygınlaşmadığına göz atacağız. Türkiye ve dünyayı, kitlesel fonlama özelinde kıyaslayarak, kendimiz için bir yol haritası çizmeye çalışacağız. Hazırsanız başlıyoruz. Eğer okumaya üşeniyorsanız, girişimcilik fikrinizi şimdiden unutun. 

Herkesin bir hayali, herkesin bir fikri var. Peki para nerede?

Kaynak, bir iş kurarken karşılaşacağınız en büyük sorun. Türk toplumunda da kendisine önemli bir yer edinmiş olan İMECE kültürü, aslında yapı itibariyle kitlesel fonlama kavramına çok yakın. Hayellerinizi süsleyen o işi kurmak için gereken kaynağı sağlamak da dayanışmadan geçiyor. Burada çıkıp, “iş kurmak için para dilenilmez” mantığı devreye girmesin. Bugün dünyanın en başarılı ürünleri, şirketleri veya iş adamlarının büyük kısmı kitlesel fonlama sayesinde bugünlere geldiler.  

Çok büyük olmasına rağmen hisselerini halka açan bir şirket düşünün. Aslında kitlesel fonlamaya, yanlış anlaşılmaların sonucu olan “dilencilik” tabiri ile bu şirketler, hisselerini açarak ne yapmak, nereye varmak istemektedirler? Cevap basit: Daha çok kaynağa ulaşmak istiyorlar. Halk küçük miktarlarda hisse satın alıyor, havuzda biriken para dev bir servet oluşturuyor. Hisseleri alan herkes, şirketten pay sahibi oluyor.

Kitlesel fonlamaların, hisseleri açmaktan en büyük farkı; ortada henüz hissesi olan bir şirketin bulunmaması. Yani bir başka deyişle kitlesel fonlama, sadece fikir satmak anlamına geliyor. Bu yöntem sayesinde fikri gerçekten iyi olan kişiler, projelerini gerçeğe dönüştürebiliyorlar. Peki ya iyi bir fikre destek olanlar, onlar da destek oldukları projede pay sahibi oluyorlar. Proje ne kadar büyür ve kazanırsa, destek olanlarda kazanıyor. 

Dünyada kitlesel fonlama üzerine oldukça başarılı işler yapan Kickstarter, İndieGoGo gibi şirketleşmiş internet siteleri var. Bu siteler, iyi bir fikri olduğunu söylemek isteyen herkesin meydan mitingleri kadar etkili duyurumlar yapmasına izin veriyor. Eğer bir fikir gerçekten iyiyse, mesela Kickstarter üzerinden saatler içerisinde küçük damlalarla biriken milyonlarca dolarlık destekler sağlanıyor.  

Bir kitlesel fonlama sonucu ortaya çıkan dünya mirası: Özgürlük Heykeli

Bugün kitlesel fonlamanın oldukça yaygın olduğu ABD’de yer alan Özgürlük Heykeli’ni bilirsiniz. 140Journos’un araştırmasına göre, kitlesel fonlamanın kökenleri 19. yüzyıla kadar dayanıyor. Türk akademisyenler Mehmet K. Çonkar ve M. Fatih Canbaz’a göre, Fransa tarafından ABD’ye 100. yıl hediyesi olarak takdim edilen Özgürlük Heykeli, 4 kasım 1885 günü New York'a ulaştı.

Dönemin finansal sorunları nedeniyle, heykel tamamlanamadı. Bu sırada yine aynı dönemin başarılı gazetecilerinden olan Joseph Pulitzer, heykelin eksik kalan kaidesinin tamamlanması için gereken yüzlerce bin dolarlık destek için “World” gazetesine bir ilan verdi. Pulitzer, destek için 100 bin dolar ödeme yapacağını söyleyip, insanları para vermeye davet etmişti. Başarılı gazetecinin bu girişimi, dayanışma usulünün uygulandığı kitlesel fonlama tekniğinin ilk örneklerinden birisi olarak kabul gördü.

Pulitzer’in adı, bu başarısından dolayı günümüzde, gazetecilik alanındaki en prestijli ödüllerden olan Pulitzer Ödüllerinde yaşıyor. Bugüne kadar pek çok Grammy Ödüllü sanatçı, kitlesel fonlama sayesinde albüm kaydetmeyi başarabildi.  

Her kriz yeni fırsatlar doğurur. Tarihten alınan dersler bunu gösteriyor:

2008 ekonomik krizi, ABD başta olmak üzere dünya ticaretine ciddi bir darbe indirdi. Hazine uzmanı olan Mediha Onur ve Öznur Değirmenci’nin yine 140journos’un araştırmasına yer alan demeçlerine göre, 2008 krizi kitlesel fonlamanın yükselişe geçmesine neden oldu. Ekonomik bunalım, yeni bir çıkış yoluyla birlikte gelmişti.  

Kredi çekemeyen şirketler, batan küçük ölçekli firmalar gittikçe yaygınlaşırken, yardımlaşma anlayışı da ortaya çıkmaya başladı. Sonrası ise malumunuz. 

Türkiye’de kitlesel fonlama ne durumda, ideal bir ekonominin anahtarı olabilir mi?

Dünya bu tekniği konuşuyorken, yankılarını hemen hemen herkes hissetmeye başladı. Ülkemizdeki gazeteler yazıyor, halk, kendi kültüründeki İMECE’nin yabancı memleketlerde toplumsal refah formülü olduğunu görüyordu.

Ülkemizde hala kitlesel fonlama ve hisse senetleri üzerine pay sahibi olunan fonlama yöntemlerine ilişkin yasal bir düzenleme yok. ABD’de be İngiltere’de bu düzenin yaygınlaşmasının en büyük destekçisi ise devlet ve resmi daireler oluyor.

Kitlesel fonlamanın yaygın olduğu ülkelerde insanlar, artık ceplerindeki küçük miktarları değerlendirebilecekleri fikirler arıyor, bulunca da ya yatırım yapıyorlar. Yani o Silikon Vadisi milyonerlerinin, milyon dolarları onlarca fikre saçtığı kahramanlık hikayelerini, bir fırındaki çörek ustası da kavramış durumda. Hatta o usta da elinden geleni küçük de olsa yatırımlarda değerlendirmeye çalışabiliyor.

TeknoGirişim köşemizin bir sonraki bölümünde, artık dillere pelesenk olan “start-up” kültürüne yakından bakacağız. Haftaya görüşmek üzere, takipte kalın.

23
2
0
0
0
Emoji İle Tepki Ver
23
2
0
0
0