0
0
0
0
0
Daha öncesinden Spec Ops serisi, Saw serisi ve özellikle de Blacklight: Returibution gibi başarılı FPS tabanlı oyunlara imza atan Zombie Studios tarafından geliştirilen Daylight adlı bu oyun 29 Nisan 2014 tarihinde Playstation 4 ve PC için piyasaya çıktı. 
Daha öncesinden Spec Ops serisi, Saw serisi ve özellikle de Blacklight: Returibution gibi başarılı FPS tabanlı oyunlara imza atan Zombie Studios tarafından geliştirilen Daylight adlı bu oyun 29 Nisan'da PlayStation 4 ve PC için piyasaya çıktı. Daylight, Unreal Engine 4 ile geliştirilen ilk oyunlardan biri olması nedeni ile fazlasıyla beklenen daha doğrusu grafiksel açıdan beklentilerin fazla olduğu bir oyundu. Ancak genel açıdan bakacak olursak oyun kendinden beklenenleri yeteri kadar veremedi diyebiliriz. Bunun en büyük nedeninin ise  Unreal Engine 4'ten beklentilerin çok yüksek tutulması olduğunu düşünüyorum.

İncelemeye başlamadan önce oyunun optimizasyon ile ilgili bazı sorunlarının olduğunun altını çizmek gerek. Özellikle PC versiyonunda gayet iyi bir donanıma sahip olsanız bile kimi zaman anlık kasmalar ile sık sık karşılaşabiliyorsunuz. İşin garibi aynı şey PlayStation 4'te de var diyebiliriz. Oyunun PlayStation 4 versiyonunda kimi zaman anlık donmalar olabiliyor(PC'ye göre çok çok nadir). Bu açıdan oyunun optimizasyon konusunda sınıfta kaldığı söylenebilir.

 Hikaye Ve Oynanış
 

Daylight'ta Sarah isimli bir kadın karakteri kontrol ediyoruz. Sarah kendini bir hastaede yapayalnız buluyor (pek tabi yalnız değil hani :) ). Uyandığı gibi bir ses ile karşılaşan Sarah'ın elinde sadece telefonu bulunuyor. Genel olarak oyunun hikayesinin başlangıcının bu şekilde olduğunu söyleyebiliriz. Karakterimiz ilk başta yalnızca bir telefona sahip. Telefonun ise sadece 2 özelliği bulunmakta. Biri haritayı göstermesi diğeri ise ufakta olsa bir ışık oluşturması. Genel olarak oyunun atmosferinin çok kasvetli ve karanlık olduğu için telefon çok işimize yarıyor.



Diğer yandan oyunda "Glowstick" ve "Flare" olmak üzere iki adet eşya daha bulunuyor. Glowstick sayesinde yeşil bir ışık yardımıyla karanlıkta daha rahat bir şekilde önümüzü görebiliyoruz. Glowstick'in bir diğer özelliği ise  araştırmamız gereken yerleri bize göstermesi. Örneğin elinizde glowstick bulunuyorsa içinden bir eşya çıkacak olan kutuların üzerinde beyaz çizgiler ortaya çıkıyor. Bu sayede araştırmanız gereken yerleri daha rahat bir şekilde bulabiliyorsunuz. Ancak Glowstick'in bir dezavantajı da bulunuyor. Elinizde Glowstick varken oyundaki ruhlarla karşılaşma ihtimaliniz daha yüksek bu konuya daha sonra değineceğim. Son olarak Flare ise yine aynı şekilde yolumuzu aydınlatmanın yanı sıra karşılaştığımız ruhların yok olmasını sağlıyor. Ancak tahmin edeceğiniz üzere Flare bulmak biraz zor.

Oyunda toplamda 5 bölüm bulunuyor. Bu da aşağı yukarı 3 ile 5 saatlik bir oyun süresine denk geliyor. Oyunda bölümleri geçebilmek için aynı şeyleri yapıyoruz. Öncelikle bizden istenen adette mesajların yazılı olduğu kağıtları toplamamız gerekiyor. Her topladığınız kağıttan sonra ruhlarla karşılaşma şansınız daha da artıyor. En sonunda sizden istenen kağıtları topladığınızda sıra "sigil" adlı eşyayı bulmanız gerekiyor. Her bölümde ki sigil farklı bir nesne oluyor. Tabi elinizde sigil varken glowstick veya flare kullanamıyorsunuz. Aslında Sigil ile kilitli kapının yanına gittiğinizde kilitli kapı açılıyor ve o bölümü geçmiş oluyorsunuz. Ayrıca bu mekanik oyunun tüm bölümlerinde sürekli karşınıza çıkıyor.



Genel olarak oyunun oynanışının tekrar ettiğini söyleyebiliriz. Ancak ben özellikle oyunun kasavetli atmosferine hayran kaldım. Özellikle ilk üç bölümde hatta özellikle üçüncü bölümde nereye gideceğinizi kestiremiyorsunuz. Genel olarak girdiğiniz her yer birbirine benziyor(çoğu kişin bunu eleştiriyor ancak bence oyunu çok daha zorlu bir hale getirmiş). Labirent gibi yerlerde dolaşıp nereye gideceğinizi bir türlü bulamıyorsunuz. Üstelik oyunun her yeni baştan oynadığınızda harita değişiyor dolayısı ile toplamanız gereken Sigil ve mektupların yerleri de değişiyor. Haliyle yerleri ezberlemeniz bir işe yaramıyor. Diğer yandan oyunda "Threat" seviyesi bulunuyor. Daha öncesinden bahsettiğimiz gibi oyunun uzun sürmesi, glowstick kullanmanız, topladığınız kağıtlar ve Sigil'ı elinizde tutmanız threat yani tehdit seviyenizi arttıran faktörler arasında.
 

 Atmosfer ve Korku Faktörü


Daylight'ın özgün bir yapım olduğunu söylemek yanlış olur. Genel olarak başarılı olmuş korku oyunlarının iyi özellikleri birleştirilmiş ve ortaya Daylight oyunu çıkarılmış. Zaten Zombie Studios harika bir yapım ya da baş yapıt niteliğinde bir oyun yaptığını iddia etmiyor. Kaldı ki Daylight'ın fiyatı da 15 Dolar civarında. Genel olarak Daylight'ın en ciddi rakibinin Outlast olduğunu söyleyebiliriz ki oynanışları açısından da iki oyun benzerlik gösteriyor (Outlast daha başarılı bir oyun tabii ki) ve Outlast'ın fiyatı 20 dolar olarak belirlenmiş durumda. Evet arada pek bir fark yok ancak 15 dolar verdiğiniz bir oyundan bir Battlefield kalitesinde görseller beklenmemek gerekiyor bence.

Ben Daylight'ın özellikle atmosferine hayran kaldım. Labirent gibi bölümlerde nereye gideceğinizi bulmak çok zor. Daha öncesinden de belirttiğim üzere oyundaki bölümler her seferinde değişiyor. Bu konuda oyunun üçüncü bölümünü 4 ile 5 defa tekrar etmeme rağmen oyunun dördüncü bölümünü 15 dakika gibi kısa bir sürede tek seferde bitirdim. Bu da biraz şansın etkisiyle, girdiğim yerlerde hızlı bir şekilde bulmam gerekenleri buldum mesela. Bu açıdan oyunda şans faktörünün epeyce önemli olduğunu söylemekte fayda var. Hah, bir de oyundaki korkunçlu karılara ayrı bir pencere açmak istiyorum. Öyle olur olmadık yerlerde ortaya çıkıyorlar ki anlık olarak korkmamak elde değil. Bu korkunçlu karılar ortaya çıktıkları zaman telefonunuzun haritasında dalgalanmalar oluyor. Bunu gördüğümüz zaman "aha korkunçlu geldi" diyorsunuz. Doğal olarak ya kaçıyorsunuz yada elinize Flare alıp korkunçlu karıyı yok etmek istiyorsunuz. Elinizde Flare ile birden arkanızı dönüyorsunuz ve bir de bakıyorsunuz ki hiç bir şey yok oh diyerek iç çekiyorsunuz. Tabi doğal olarak Flare'ı da kapatıyorsunuz. Ancak oda ne birden önünüzde bir korkunçlu karı beliriyor. Bu durumu defalarca yaşadım ve elim ayağıma defalarca dolandı. 


Bence korku faktörü tamamen bilinmezliğe dayanıyor. Bilmediğimiz ve görmediğimiz şeylerden daha çok korkarız. İşte Daylight bunu kullanarak sizi korkutmaya çalışıyor. Yukarı da verdiğim örnekte ki gibi etraftı araştırıyorsunuz ancak herhangi bir şey ile karşılaşmıyorsunuz. Tam derin bir oh çekerken karşınıza bir ruh çıkabiliyor ve bu nedenle hiç bir zaman rahat olmamanız gerektiğini öğretiyor oyun bize. 

Bunların yanı sıra benim oyunda çok kıl olduğum iki şey bulunuyor. Bunlardan ilki Sarah'nın durduk yere konuşmaları. Tam oyunun atmosferine kendinizi kaptırmışken karakterimiz Sarah birden "Hello" veya "I know anybody here" tarzında cümleler kuruyor. Bir süre sonra bu sözleri duymak artık oyundan soğumanıza neden olabiliyor. Hayır yani etrafta korkunçlu karılar filan dolaşıyor bir ton paranormal olay oluyor sen halen orda birileri var biliyorum diyorsun. Ben bu kısmı hiç beğenmediğim işin açıkçası.  Oyunda diğer bir beğenmediğim özellik ise nesnelerin kullanım alanları oldu. Bu duruma şöyle bir örnek vermek gerekirse. Örneğin, bir çekmece var ve bu çekmeceyi açmak istiyorsunuz. Ancak çekmecenin etki alanı o kadar sınırlı ki bazen o etki alanı olan noktayı bulabilmek çok zor olabiliyor. Ancak ben oyunu yalnızca PlayStation 4'te bitirdim ve PC sürümünü pek fazla denemedim. Bu yüzden, bahsettiğim sorun sadece PS4'te olabilir.
0
0
0
0
0
Emoji İle Tepki Ver
0
0
0
0
0