69
6
4
2
2
Albert Einstein’a, hayatına, düşünme şekline ve yaşantısına bakınca alınabilecek çok ders var. Bu derslerin en önemlilerinden bir tanesi, bugün neredeyse bir suç sayılan bir konu üzerine: İnsanın kendisiyle başbaşa kalması.

Hiçbir zaman en parlak öğrenci olmayan, hocalarının “ortalama bir hayatı ve ortalama bir kariyeri olacak olan, tembel bir öğrenci” olarak gördükleri Einstein, okulu bitirdikten sonra iki yıl boyunca işsiz kalmış, en sonunda da İsviçre’nin o zamanki başkenti Bryne’e taşınıp patent ofisinde çalışmaya başlamıştı.

Haftada altı gün boyunca mesai yapan Einstein’in bilimsel fikirlerini geliştirmek için çok fazla zamanı kalmıyordu ve fizik kariyerinden vazgeçmesine kesin gözüyle bakılıyordu. O ise bunlarda pek vazgeçecek gibi değildi.

Vazgeçmek bir kenara dursun, fizik ve bilim dünyasını temelinden sarsma hazırlıkları içindeydi. Einstein’in mucize yılı olan 1905 geldiğinde, makaleleri peşpeşe yayımlanmaya başladı.

İlk makalesi Mart 1905’te geldi. Bu makale, yerleşik bir bilimsel anlayış olan “ışığın dalgalardan oluştuğu” inancına meydan okuyordu. Einstein, ışığın kütlesiz parçacıklardan oluştuğunu ortaya koydu. İki ay sonra ise atomların varlığını ispatlamayı başardı.

Üçüncü makalesi ise dünyanın muhtemelen en çok bilinen kuramı olan görelilik kuramını içeriyordu. Uzay ve zamanın aynı şey olduğunu iddia eden ve fikirlerini formülize eden genç dâhi, büyük bir tartışma yaratmıştı. Aynı yılın eylül ayında dördüncü makalesini yayımladı. Bu makalede bir öncekinin üstüne koymuş ve dünyanın en çok bilinen denklemini, E=MC^2’yi ortaya çıkarmıştı. Ona göre enerji ve kütle aynı şeydi.

26 yaşında, haftada 6 gün çalışan ortalama bir genç, bütün bu büyük çalışmaları nasıl yapmıştı?

Aşırı Üretkenlik Anlayışı

İçinde yaşadığımız dünyada en önemli şey üretkenlik. Çalış, kitap oku, bir şeyleri hallet, spora git, sosyal aktivitelere katıl, kaliteli zaman harca, saat on dedi mi yatakta ol. Liste uzayıp gidiyor. Bu durum artık öyle bir hale geldi ki, insanların planları bile maksimum faydaya yönelik hale geldi. “İşten çıkınca spora gideyim, oradan eve geçerim.” gibi bir fayda düşüncesi normal, hatta faydalı. Sorunlu olan kısım, en ufak harekette bile bir şey üretmek gerektiğinin düşünülmesi.

Sürekli olarak bir şeyler yapmaya çalışan insanlar, her gün yeni bir kişisel gelişim fikriyle, pratik noktayla, hileyle ve zaman kazanmayı sağlayan bir araçla karşılaşıyor. Bir noktadan sonra insanlar yetemediklerini, yetişemediklerini hissetmeye, strese girmeye, tükenmeye ve boş vermeye başlıyorlar. Genel olarak hayal kırıklığına uğrama hissi ortaya çıkıyor.

Daha da kötüsü, artık kimse kendisiyle zaman geçirmeyi sevmiyor. Virginia Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre insanlar, kendi düşünceleriyle baş başa kalmaktansa elektriğe maruz kalmayı tercih ediyorlar. Bu durumu günlük yaşamda da gözlemek mümkün: İnsanlar boş kaldıkları her an sosyal medya, internet ve yeni aktiviteler ile kendilerinden kaçıyorlar. İnsanlar kendileriyle kalmaktan korkuyor.

Can sıkıntısından -ne pahasına olursa olsun- uzak durmak gerektiği ve hiçbir şey yapmamanın tembellere has boş bir aktivite olduğu fikri, aşırı üretkenlik anlayışının insanlara sattığı en büyük yalanlardan birisi.

Bu yalnızlık ve dinginlik anları, olayların daha net olarak görüldüğü ve çözümlerin daha kolay bulunduğu anlar olmaları açısından büyük önem taşıyor oysa.

Hiçbir Şey Yapmama Zamanı

Günümüzde unutulan bir şey var. Üretkenlik kavramı, her şeyi yapmak demek değil. Doğru üretkenlik, gerekli şeyleri daha kısa sürede yapmaktır. Einstein sık sık yürüyüşlere çıkan, denize açılan ve kemanıyla zaman geçiren bir insandı. Bu anlarda aklındaki soruların çözümünü düşünürdü. Düşüncelerinin bölünmüyor olmasından duyduğu memnuniyeti de defalarca dile getirmiştir.

Düşünmeyi en kaba tabiriyle ağaç kesmeye benzetebiliriz. Sorunları birer kurumuş ağaç olarak düşünürsek işimiz kolaylaşır. İlk önce, sağlıklı ağaçlara en çok zarar verecek olanları kesmemiz gerekiyor. Bu ağaçları belirlemek için düşünmeye ihtiyacımız var. O esnada da durup, hiçbir şey yapmadan dururuz. Başladıktan sonra da ufak aralar vermek, bazen bütün koşuşturmadan uzaklaşmamız gerekir. Bunu da baltamızı bilemek gibi düşünebiliriz. Sonuç olarak ormanımız daha sağlıklı hale gelir. Bunun için yapmamız gereken iş yükü ise azalmış olur.

Bir şeyleri nasıl yoluna koyabileceğinizi, en iyi çözümün hangisi olacağını bulmak bir düşünme meselesidir. Doğru düşünmek de kendinizle ve düşüncelerinizle sağlıklı zaman geçirebilmenizden geçer. Belki de böylece siz de kendi “Mucize yılınızı” yaşayabilirsiniz. Ve bu, Einstein’den alınacak belki de en önemli ders.

Kaynak : https://qz.com/work/1494627/einstein-on-the-only-productivity-tip-youll-ever-need-to-know/
69
6
4
2
2
Emoji İle Tepki Ver
69
6
4
2
2