Oyunlarda Şiddet Ögesi Gerçekten Büyük Bir Sorun mu?

Son dönemde oyunların yaygınlaşması ve özellikle yaş aralığının da düşmesiyle birlikte, şiddet ögesi içeren oyunlar büyük bir tartışma konusu haline gelmişti.

Çoğumuz oyun oynamayı çok seviyoruz. Aksiyon ve maceraya oturduğumuz yerden dahil olma fikri ile ekranda gördüklerimiz hepimizi etkiliyor. Ancak zaman zaman video oyunları 'bağımlılık' ve 'şiddete meyil' gibi konu başlıklarıyla anılıyor. Bu konuda da ise henüz bir fikir birliği sağlanmış değil. Geçtiğimiz günlerde konuyla yakından alakalı bir habere yer vermiştik, 9 yaşında bir kız çocuğunun oyun pahasına tuvalete gitmeyerek altını ıslatmış, ailesine saldırgan tavırlar sergilemişti...

Tabii ki böyle durumlarla karşılaşmayı asla istemiyoruz ve özellikle küçük yaştaki oyuncuların aileleri gözetiminde oyun oynamalarında bir sakınca olmadığı da herkes tarafından kabul edilen bir gerçek. Ancak böyle 'istisna' oyuncu gruplarını dışarıda bırakarak genel bir değerlendirme yapacak olursak, pek çok uzmana göre oyunlardaki şiddetin gerçek hayata yansıması durumu aslında mümkün değil.

Peki bu fikir hangi düşüncelere dayanıyor?

Oyun geliştiricileri, aslında biz doğrudan fark etmesek de, oyun evreni ile aramıza gerçekliği kıracak bazı şeyler ekliyorlar. Oyun menüsü bunun en net örneği. Bunun dışında ise pek çok oyunda insan gözünden çıkarak aniden dünyaya gerçekte bakamayacağımız bir bakışla bakmamızı sağlayan kamera açıları da öyle. Oyun oynarken karakterimizle özdeşleşmemiz hep an meselesi. İşte bu yaşanırsa ve yoğun olarak kişi bunu tekrarlarsa, ortaya bir sorun çıkıyor. Fakat oyunların evrenleri buna hiçbir zaman izin vermiyor.

Örneğin LoL'de oyuna bakışımız hep üçüncü bir kişinin gözünden oluyor. Etrafta yaşanan her şeye hakim oluyoruz ve bu bizi oyunun içinde tutuyor ama aynı zamanda karakterle doğrudan bağ kurmamızı engelliyor çünkü bilincimiz 'gerçekte böyle göremeyeceğimizi' biliyor. Böylece oyunla kişisel olarak bağ kurma oranımız da azalıyor.

Oyun oynamayı fazla seven insanların bunu bir tür 'özgürleşme ve kaçış' olarak tanımladığı biliniyor. İşte bu 'gerçek hayattan kaçış' aslında tam olarak şiddetin oyuncular için bir tehlike olmadığı tezini destekliyor. Çünkü oyuncu, kaçtığı yerin gerçekle alakası olmadığını en başından beri biliyor. Üstelik pek çok oyunda 'insan olmayan' karakterlerle de oynuyoruz ve bu da gerçekliğin kırılmasını sağlayan önemli bir etken. Elflerin ya da cücelerin olmadığını biliyoruz ama karakterimizi yaratırken bu ırkları seçebiliyoruz.

Kısacası, her ne kadar bu tartışmanın son bulmayacağını bilsek de, bilinçli bir oyuncu olduktan sonra oyun içinde yer alan şiddeti gerçek hayata taşımamız söz konusu değil. Tabii ki oyunla bağlantısı kesilince sinir krizi geçiren, yenildiğinde ailesine bağırığ çağıran, temel ihtiyaçlarını ve eğitimini arka plana itip oyunlarda yaşayan kişiler için onay vermemiz mümkün değil. Ancak kişinin kendi limitlerini koyması ve bunlara uyması en büyük özgürlüktür. Dolayısı ile eğer babanız 'kalk artık o bilgisayarın başından' dediğinde sinirleneceğinize, bilgisayarın başından kalkacağınız vakti bilinçlenerek siz seçerseniz, tüm sorunlar çözülmüş olur.