Burnumuzda o karışık tost kokusu, kulağımızda "Abi masa 5'i yarım saat uzatır mısın?" sesleri ve parmaklarımızın ucunda tuşları silinmiş klavyelerle hatırladığımız internet kafeler, bir neslin ikinci evi gibiydi. Okuldan kaçıp soluğu aldığımız, harçlıklarımızı biriktirip saatlerce başından kalkmadığımız o bilgisayarlar, sadece birer teknolojik alet değil, aynı zamanda sosyalleşme aracımızdı.
O dönemlerde grafikler şimdiki kadar gerçekçi olmasa daarkadaş ortamında kurulan rekabetin ve yan yana oyun oynamanın verdiği o heyecan bambaşkaydı. Şimdi gelin, o günlere geri dönelim ve internet kafelerde "ağdan" kurup saatlerimizi gömdüğümüz o efsane oyunları tekrar hatırlayalım.
Counter-Strike 1.6

İnternet kafe denilince akla gelen ilk ve tartışmasız en büyük efsane kesinlikle Counter-Strike 1.6'dır. Kafeye girdiğiniz anda duyduğunuz "Fire in the hole!" sesleri, ortamdaki gerilimin ve heyecanın en büyük kanıtıydı. Özellikle "Dust2" ve "Assault" haritalarında geçen kıran kırana mücadelelerde, teröristler ve anti-teröristler arasındaki savaş asla bitmezdi.
Yan masadaki arkadaşınızın ekranına gizlice bakmaya çalışmak, sis bombası atılınca "Sis atma lan!" diye bağırmak ve AWP ile yapılan o keskin nişancı düelloları, bu oyunun değişmez ritüelleri arasındaydı. CS 1.6, sadece bir oyun değil, takım oyununun ve reflekslerin konuştuğu, dostlukların pekiştiği ya da bozulduğu gerçek bir er meydanıydı.
GTA: Vice City

Görev yapmaktan çok şehrin altını üstüne getirmeyi sevdiğimiz GTA Vice City, renkli atmosferi ve 80'ler müzikleriyle hepimizi büyülemişti. İnternet kafeye gidip Tommy Vercetti ile Miami benzeri bu şehirde özgürce dolaşmak, o dönem için inanılmaz bir lükstü. Çoğumuz görevleri takip etmek yerine, kâğıtlara not aldığımız "PANZER", "ASPIRINE" veya "LEAVEMEALONE" gibi hileleri yazarak oyunu tam bir kaosa çevirirdik.
Malibu Club’a girmek, o meşhur helikopter görevinde sinir krizleri geçirmek veya sadece arabayla sahil yolunda turlamak bile saatlerimizi harcamamıza yeterdi. Hikâyeyi bitiren azdı ama Vice City'nin haritasını ezbere bilmeyen yoktu.
Half-Life

Counter-Strike'ın atası olan Half-Life, özellikle "Crossfire" haritasıyla internet kafelerin vazgeçilmez bir diğer klasiğiydi. Bilim kurgu temasını o döneme göre harika bir aksiyonla birleştiren oyunda, en büyük eğlence o meşhur sığınağa girip butona basarak haritadaki herkesi yok etmekti.
Levye ile başlayan macera, elektrikli silahın (Gauss Gun) duvar arkasından vurabilme özelliğiyle tam bir sinir harbine dönüşürdü. Oyuncuların birbirine fırlattığı o küçük böcekler ve haritanın karmaşık yapısı içinde yaşanan kovalamacalar, Half-Life'ı sıradan bir FPS oyunu olmaktan çıkarıp kaotik bir eğlenceye dönüştürürdü. Gordon Freeman’ın hikâyesinden ziyade, kafedeki arkadaşlarla oynanan o çoklu oyuncu modu hafızalarımıza kazındı.
Knight Online

Eğer bir internet kafede sabaha kadar ışıklar sönmüyorsa bilin ki orada birileri Knight Online oynuyordur. Bu oyun, diğerlerinden farklı olarak saatlik bir eğlence değil, aylar hatta yıllar süren bir yaşam tarzıydı. Maradon pazarında "al-sat" yaparak geçen saatler, parti bulup seviye atlamak için harcanan uykusuz geceler ve o meşhur "anvil" sesiyle item basarken yaşanan kalp çarpıntıları unutulmazdı.
İnternet kafelere giden harçlıkların büyük bir kısmı Premium üyeliklere veya oyun içi eşyalara giderdi. Irk savaşlarında yaşanan o devasa kalabalık ve "Human" mı yoksa "Orc" mu olacağımıza karar verirken yaşadığımız ikilemler, Knight Online'ı Türk oyun tarihinin en çok iz bırakan MMORPG yapımlarından biri hâline getirdi.
NFS: Underground 2

Araba yarışı denilince akan suların durduğu, modifiye kültürünü hepimize aşılayan oyun kesinlikle Need for Speed: Underground 2 idi. Oyun açılır açılmaz duyulan "Riders on the Storm" şarkısı, bizi anında o gece yarışlarının atmosferine sokardı. Sadece yarışmak değil, altımızdaki arabayı neon ışıklarla, devasa spoylerlarla ve ses sistemleriyle donatmak oyunun en keyifli yanıydı.
Şehrin açık dünyasında boş boş gezmek, diğer yarışçılara selektör yapıp düelloya davet etmek ve drift yarışlarında en yüksek puanı yapmaya çalışmak o yaşlarda ehliyeti dahi olmayan biz çocuklar için inanılmaz hissettiriyordu.
Metin2

Eğer bir dönem internet kafelerde klavye sesleri aniden artıyor ve birileri sinirle masaya vuruyorsa muhtemelen Metin2’de demirci item yakmıştır. Knight Online’ın en büyük rakibi olan Metin2, "Dolunay Kılıcı" düşürme sevdasıyla gençliğimizi ekran başına kilitlemişti. Oyunun o kendine has doğu ezgileriyle dolu müzikleri, köye girdiğinizde duyduğunuz pazar kurma sesleri ve bitmek bilmeyen seviye kasma (level grinding) mücadeleleri, internet kafe kültürünün ayrılmaz bir parçasıydı.
Özellikle grup hâlinde gidip zindanlara girmek ve rakip krallıklarla yapılan savaşlarda yer almak, o dönemin en büyük sosyal aktivitelerinden biriydi. Bir nesil, ticaret yapmayı, sabretmeyi ve en acısı da güvendiği demircinin ihanetine uğramayı bu oyunla öğrendi.
Call of Duty 2

İkinci Dünya Savaşı atmosferini iliklerimize kadar hissettiğimiz Call of Duty 2, internet kafelerin "network" ağlarında en çok dönen FPS oyunlarından biriydi. Özellikle "Toujane" haritası, bu oyunun âdeta simgesi hâline gelmişti. Modern silahların, dürbünlerin veya karmaşık eklentilerin olmadığı; sadece nişancılığın ve refleksin konuştuğu saf bir yetenek oyunuydu.
Herkesin eline Kar98k alıp, "tüfekli" diye tabir edilen o keskin nişancı düellolarına girmesi, kafede tansiyonu yükseltirdi. Eğilip kalkarak mermilerden kaçmaya çalışmak, el bombası atıp şans eseri birini vurunca sevinmek ve oyunun o tok vuruş hissi, Call of Duty 2’yi yıllarca kafelerin başköşesinde tuttu.
Age of Empires II

Strateji denilince akla gelen ilk isim olan Age of Empires II, internet kafelerde beyin fırtınalarının koptuğu, saatler süren destansı savaşların adresiydi. "Odun lütfen" seslerinin havada uçuştuğu, işçileri yönetmekten orduları düzenlemeye kadar her detayın hayati önem taşıdığı bu oyun, arkadaşlar arasında ciddi rekabetlere sahne olurdu.
Özellikle Türklerin de oyunda bir medeniyet olarak yer alması, bizler için ayrı bir gurur ve tercih sebebiydi. Haritayı keşfetmek, kaleler inşa etmek ve o meşhur "trebuchet" mancınıklarıyla düşman surlarını dövmek inanılmaz bir keyifti. Oyunun yavaş temposu, maçların uzun sürmesine neden olsa da kazananın "kafe hesabını ödemediği" iddialı maçlar bu oyunun tuzu biberiydi.
PES 2013

Futbol oyunları her zaman popülerdi ancak PES 2013, internet kafeler için bir milat, bir zirve noktasıydı. Oynanışın akıcılığı, şutların verdiği haz ve oyuncu modellemeleri o dönem için kusursuzdu. Real Madrid ve Barcelona’nın (o meşhur Ronaldo ve Messi rekabetinin) en ateşli olduğu dönemde, kafelerde de sürekli "El Clasico" rüzgarları eserdi.
Arkadaşlar arasında düzenlenen turnuvalar, gol atınca yapılan abartılı sevinçler ve kaçan gollerde kontrol cihazına yüklenilen suçlar unutulmazdı. PES 2013 o kadar sevildi ki kendisinden sonra çıkan birçok yeni versiyona rağmen kafelerde yıllarca güncelliğini korudu.
Prototype

Eğer GTA oynamaktan sıkıldıysanız ve daha fazla kaos ve süper güç istiyorsanız, masaüstündeki Prototype simgesine tıklamanız yeterliydi. Alex Mercer isimli, hafızasını kaybetmiş ama biyolojik bir silaha dönüşmüş karakteri yönetmek, bize kendimizi durdurulamaz bir "tanrı" gibi hissettirirdi. Şehrin gökdelenlerine düz duvara tırmanır gibi koşmak, çatıdan çatıya süzülmek ve kollarımızı devasa pençelere ya da balyozlara dönüştürmek, o dönem için inanılmazdı.
İnternet kafedeki diğer oyunların aksine, Prototype'da saklanmak veya siper almak yoktu. Tam tersine, ortalığı birbirine katmak vardı. Askerî helikopterleri havada yakalayıp yere indirmek ve kalabalığın içine dalıp "Blade" yeteneğiyle ortalığı temizlemek, okul çıkışı yaşadığımız tüm stresi alıp götürürdü. Hikâyesinden çok, sunduğu bu sınırsız güç fantezisi sayesinde Prototype, kafelerin "aksiyon" klasörünün en çok tıklanan oyunlarından biri olmayı başarmıştı.
Peki sizin internet kafede en çok oynadığınız oyun hangisiydi? Aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.

