Otomatik Portakal'daki Gibi 'Bilinçaltı Mesajların' Dibine Vuran 12 Aydınlatıcı Film Tavsiyesi

12
10
4
2
1
Otomatik Portakal, sistem ve toplum eleştirisi yapan filmlerin ilham aldığı hikayelerden biri. Otorite baskısı, insan doğası ve sistem eleştirisi gibi konuları ele alan Otomatik Portakal benzeri filmleri sizin için listeledik.

Otomatik Portakal, 1950’lerde İngiltere’de çatışma içinde olan iki çetenin hikayesinden esinlenen Anthony Burgess tarafından yazılmış bir roman. Yazıldığı tarihe göre oldukça sert bir kitap olan Otomatik Portakal, Stanley Kubrick’in yorumlamasıyla günümüzde hala kült filmler arasında.

Dili ve mizacı ile sert bir yapısı olan film, izleyicilerin bir kısmı dehşete sürüklerken, bu izleyenlerin bir kısmı da Kubrick’in çalışmalarına büyük hayranlık duymasıyla kült bir yapıma dönüştü. Stanley Kubrick ve Malcolm McDowell’ın oluşturduğu film tarihindeki tartışmasız en unutulmaz ve ikonik kötü karakteri olan Alex DeLarge, filmin ana karakteri. Hollywood ve ana akımda ana karakterler sevilen kahramanlarken, durum Otomatik Portakal’da tam tersi.

otomatik portakal

Seyircilerin ekranda neredeyse daha önce görmedikleri bir şekilde eleştirel bir yapım izlemeleri, filmin yayınlandığı döneme göre oldukça sıradışı bir deneyimdi. Sistemin insanlar ve kitleler üzerindeki baskısının ve kontrolünün eleştirildiği Otomatik Portakal, izleyicilerin ahlaki ideolojiler hakkında düşünmelerini sağlıyor.

Birçok muhteşem filme imza atmış Stanley Kubrick gibi Quentin Tarantino, David Fincher ve Oliver Stone gibi başarılı yönetmenler de Otomatik Portakal gibi sıra dışı filmler yarattılar. Biz de sizler için Otomatik Portakal kadar acımasız, eleştirel ve olağandışı bu filmleri listeledik.

Otomatik Portakal Tarzı Sistem Eleştirisi Yapan Filmler

  • 1984
  • Equilibrium
  • Equals
  • V For Vandetta
  • Guguk Kuşu
  • The Purge
  • Gattaca
  • Wall-E
  • Snowpiercer
  • Never Let Me Go
  • District 9
  • Lobster

Son zamanlarda adı sıkça anılan eser: 1984

  • Yıl: 1984
  • IMDb puanı: 7,1
  • Yönetmen: Michael Radford
  • Oyuncular: John Hurt, Richard Burton, Suzanna Hamilton

Ünlü yazar George Orwell’ın aynı isimli kitabından esinlenerek çekilen film, neredeyse romanı kadar korkunç ve iç karartıcı. Dünyanın herhangi bir yerinde, ortaya çıkma potansiyeli olan totaliter eğilimleri oldukça başarılı bir şekilde tasvir eden film, zamanının en etkileyici filmlerinden biri. Devlet yönetimlerinin baskısının insan üzerindeki etkilerini rahatça görebildiğimiz 1984, oldukça zengin bir oyuncu kadrosuna sahip. Bilgi kirliliğinin ve konuşulan kontrollü dilin insanları ne denli etkilediğini izlediğimiz film bize birçok alt metin sunuyor.

Matrix'in gölgesinde kalsa da sevenlerinin göz atması gereken Equilibrium

  • Yıl: 2002
  • IMDb puanı: 7,4
  • Yönetmen: Kurt Wimmer
  • Oyuncular: Christian Bale, Sean Bean, Emily Watson

Equilibrium, totaliter bir diktatörlüğe karşı insani eleştirel düşünme ve konuşma özgürlüğü tehdidini konu alan bir film. Kurt Wimmer, bu mesajları bilim kurgu ve aksiyon katmanları altında ince bir şekilde işlemiş.

Film, insanların birbirlerini yok etmelerine neden olan aşırı düşünce özgürlüğünün neden olduğu III.Dünya Savaşı sonrası bir zamanda geçiyor. Böyle bir sorunun bir daha ortaya çıkmasını engellemek için, filmdeki insanlar duyguları hissetme yeteneğini azaltan Prozium isimli bir ilaç kullanıyor. Kendilerinden daha büyük bir gücün altında ezilerek duygularını yaşayamayan insanların ve buna karşı çıkan birkaç kişinin hikayesini izlediğimiz Equilibrium, düşünce özgürlüğünün kısıtlanması halinde yaşanabilecekleri özetliyor.

Duyguların adeta yasaklandığı bir toplum: Equals

  • Yıl: 2015
  • IMDb puanı: 6,1
  • Yönetmen: Drake Doremus
  • Oyuncular: Nicholas Hoult, Kristen Stewart, Vernetta Lopez

George Orwell’ın ünlü romanı 1984’ün modern sinematik eşdeğeri olarak görünen Equals, distopik bir toplumu anlatıyor. Equilibrium gibi, duyguların adeta yasaklandığı bir toplumda, Kolektif isimli bir kuruluş, 1984’teki Big Brother gibi insanların davranışlarını ve eylemlerini izliyor. Yine insanların duygularının ve düşüncelerinin bastırılması olasılığında yaşanabilecekleri izlediğimiz Equals, duygusuz ve yasalara itaat eden robotlaşmış insanların hikayesini anlatıyor.

5 Kasım'ı unutmayın: V For Vendetta

  • Yıl: 2005
  • IMDb puanı: 8,2
  • Yönetmen: James McTeigue
  • Oyuncular: Hugo Weaving, Natalie Portman, Rupert Graves

2005 yılında piyasaya sürülen film, 2020’de ölümcül bir virüsün dünyanın çoğunu yok etmesinden sonra virüsün Britanya’ya girişini konu alıyor. Hükümet tarafından dayatılan aşırı kısıtlama ve baskıcı yönetime parmak basan V for Vendetta, emirlerin verildiği ekranlarıyla 1984’e göndermeler yapıyor. Film, hükümet rejimleri ve diktatörlükle nasıl savaşılacağı konusunda izleyicinin kafasında birçok soru uyandırıyor.

Bir akıl hastanesi üzerinden koca dünyayı tımarhaneye benzetmek: Guguk Kuşu

  • Yıl: 1975
  • IMDb puanı: 8,7
  • Yönetmen: Milos Forman
  • Oyuncular: Jack Nicholson, Louise Fletcher, Michael Berryman

Bilerek ve isteyerek bir akıl hastanesine yatmak isteyen McMurphy’nin hikayesini ve çok daha fazlasını izlediğimiz Guguk Kuşu, kült film denince akla gelen ilk filmlerden biri. Sosyal bir eleştiriden çok insanın doğasını ele alan film, delilik, uyum, kötülük ve ölüm temalarını konu alıyor. Yine diğer filmlerde olduğu gibi otoriteye karşı bir başkaldırı da barındıran Guguk Kuşu, delilik ve akıl sağlığı arasındaki çelişkiyi de işliyor. Akıl hastanesindeki hastaların otoriteyi sorgulamalarını sağlayan aksiyonlar da içeren film, seyircileri de düşündürüyor.

Sıra dışı ve basit: The Purge

  • Yıl: 2013
  • IMDb puanı: 5,7
  • Yönetmen: James DeMonaco
  • Oyuncular: Ethan Hawke, Lena Headey, Max Burkholder

The Purge, ülke genelinde hükümetin tüm suçları bir gece için yasal hale getiren bir geleneği uygulandığı alternatif bir gerçeklikte geçiyor. Hiçbir acil servis hizmetinin kullanılamadığı bu gecede, herkes istediği suçu işleyebiliyor. Otorite baskısı olmadığı takdirde insanların doğası gereği ya da değil, neler yapabileceklerini gösteren filmde, şiddet ve insan doğasu ciddi şekilde eleştiriliyor.

Bilim kurgu türünün en çok iz bırakan yapımlarından Gattaca:

  • Yıl: 1997
  • IMDb puanı: 7,8
  • Yönetmen: Andrew Niccol
  • Oyuncular: Ethan Hawke, Uma Thurman, Jude Law

1997’de çekilen Gattaca, neredeyse tüm çocukların laboratuvarda yaratıldığı ve herhangi bir zihinsel ya da fiziksel “kusuru” önlemek için genetik olarak değiştirildiği yakın bir gelecekte geçiyor. Ethan Hawke’ın canlandırdığı Vincent karakteri ise genetiğiyle herhangi bir şekilde oynanmamış en son insan. Kariyer hayallerine ulaşabilmek için bir bilim insanının yardımını isteyen Vincent’ın hikayesini izlediğimiz Gattaca, renk doygunluğundan, ses tasarımına kadar oldukça etkileyici bir film. İnsan doğası, yabancılaşma ve aynılaşma konularını eleştiren Gattaca kusursuz bir prodüksiyon.

Çocuk filmi değildir: WALL-E

  • Yıl: 2014-2017
  • IMDb puanı: 8,4
  • Yönetmen: Andrew Stanton
  • Oyuncular: Ben Burtt, Elissa Knight, Jeff Garlin

İnanılmaz tatlı görselleri ve karakterleriyle sıradan bir animasyon filmi gibi duran Wall-E’nin toplumsal eleştiri tarzında da bir okuması var. Filmde, yakın bir gelecekte insanlık dünyayı çöplerle dolu bir gezegen haline getiriyor ve uzayda yaşamaya başlıyor. Uzay aracındaki insanlar hareketsiz, kilolu ve televizyon ekranlarına bağlı bir şekilde sadece fast food yiyerek yaşıyorlar. Böylesine kolaylıklar sağlayan imkanlarla ve yüksek teknolojilerle çevrilmiş insanlar aslında ne olup bittiğini anlamayacak halde hayatlarını geçiriyorlar. Filmin tatlı ana karakteri ise insanların en kötü alışkanlıklarına tam anlamıyla teslim oldukları bir zamanda, insanlığa aslında kaderlerinin bu olmadığını gösteriyor. 

Metaforlar ile dolu olan Snowpiercer:

  • Yıl: 2013
  • IMDb puanı: 7,1
  • Yönetmen: Bong Joon Ho
  • Oyuncular: Chris Evans, Jamie Bell, Tilda Swinton

Snowpiercer da yine dünyaya insanlar tarafından verilen zararın işlendiği bir diğer film. Film, küresel ısınmayı ortadan kaldırmaya yönelik başarısız bir deneyin dünyanın donmasına yol açmasından sonra insanların sürekli hareket etmek zorunda olan bir trende yaşamalarını konu alıyor. Sınıf ayrımı ve sınıf ayrımının her iki taraftaki etkilerini izleyebileceğimiz filmde zenginler ön vagonlarda, fakirler ise arka vagonlarda yaşıyorlar. Yaşanan olaylardan sonra çıkan isyan ve sonrasındaki savaş, keskin bir şekilde bölünmüş bir sınıf sisteminin olumsuz etkilerine dikkat çekiyor.

Göründüğü kadar masum olmayan film: Never Let Me Go

  • Yıl: 2010
  • IMDb puanı: 7,1
  • Yönetmen: Mark Romanek
  • Oyuncular: Keira Knightley, Carey Mulligan, Andrew Garfield

Kazuo Ishiguro’nun bir romanından uyarlanan Never Let Me Go, bir İngiliz yatılı okulunda kaygısız bir hayatla büyüyen bir grup genci anlatıyor. Doğal atmosferi ve başarılı oyuncu kadrosuyla gerçekçi bir hava sunan Never Let Me Go, göründüğü kadar masum bir film değil. Gençlerin, aslında zorunlu organ bağışçıları olarak yetiştiklerini öğrenmeleriyle işlerin değiştiği film, aşk, ilişkiler, aile ve ölümle ilgili sorularla baş başa bırakıyor izleyicisini. Never Let Me Go, kimin yaşayıp kimin öleceğine karar veren otorite ile ölümün kaçınılmazlığına ilişkin karanlık hatırlatmalara yer veriyor.

Peki ya ırkçılığı insanlara değil de uzaylılara yapsaydık? District 9:

  • Yıl: 2009
  • IMDb puanı: 7,9
  • Yönetmen: Neill Blomkamp
  • Oyuncular: Sharlto Copley, David James, Jason Cope

Tanıdık olmayan bir yerde tanıdık olmayan bir mercekle çekilen District 9, üst düzey bir aksiyon filmi. Uzaydan gelen çirkin uzaylıların Güney Afrika’yı işgal etmelerini anlatan filmde uzaylılar bir gecekondu mahallesine gönderiliyor. Amerika ve Avrupa ülkelerinin Afrika’da yaptıklarına göndermeler içeren film her ne kadar çok başarılı bir bilim kurgu olmasa da politik hiciv için oldukça iyi bir kurgu. İlerici liberal politikacıların, evlerine dönemeyen uzaylıları, suçun yasak olduğu bir gecekondu mahallesinde yaşamalarına izin verdikleri film, birçok yönden ırkçılık, sınıf ayrılığı ve ayrımcılık üzerine göndermeler yapıyor.

Kadın erkek ilişkileri üzerinden şahane bir anlatım... The Lobster:

  • Yıl: 2015
  • IMDb puanı: 7,2
  • Yönetmen: Yorgos Lanthimos
  • Oyuncular: Colin Farrell, Rachel Weisz, Jessica Barden

Lobster, bekar olmanını suç olduğu bir distopik dünyada geçiyor. Tüm eleştirel filmler gibi The Lobster da rahatsız edici derecede gerçekçi. Bekar insanların yeni bir partner bulmak için 45 günü var, eğer bulamazsa seçeceği bir hayvana dönüşecek. Filmin vermeye çalıştığı mesaj ise oldukça basit. Bekar insanlar resmi korumayı hak etmiyor. Otorite kişinin evlenip çocuk yapmasını istiyorsa, bireyler de bunu yapmak zorunda, yoksa bir hayvana dönüşebilirler. 

Otomatik Portakal benzeri sistem ve toplum eleştirisi yapan filmler yazımızın sonuna geldik. Sizlerin de aklına başka film gelirse yorumlarda belirtebilirsiniz.

 
12
10
4
2
1
Emoji İle Tepki Ver
12
10
4
2
1