• Sadece Zalim Birinin Yapabileceği, Acımasız 'Şefkat' Deneyi
334
60
29
26
11
Neredeyse bütün canlıların ortak bir duygusu var: Şefkat. Yavrularımızı seviyoruz, kötü durumda olana yardım ediyoruz. Çoğu zaman bunu neden yaptığımızı merak etmiyoruz, ancak Harlow adında birisi merak etti. Bu merakı, onu tarihin en zalim deneylerinden birisini yapmaya itti.

Psikolojik deneyler insanlar ve diğer canlılar hakkında önemli bilgileri sunuyor, ancak etik açısından çok fazla tartışmaya neden oluyor. Duygularımızı bilimsel olarak tanımlamak adına yapılan bu deneyler, çoğu zaman zıtlık ilişkileri üzerine kuruluyor. Kötülüğü araştırmak için kötülüğü gözlemlemek gerekebiliyor. 

Etik açıdan tartışmalı deneyler serimizde, bu hafta Harry Harlow’un deneyine yakından bakıyoruz. Kötü birini gördüğünüzde neden yardım ettiğinizi, yavrularınızı neden diğer yavrulardan ayrı tuttuğunuzu, neden yardımlaştığınızı sorgulayan deney, tarihteki kara lekelerden birisi. 

  • Not: Harlow deneyinde insan denekler yerine maymun denekler kullanılmıştır. Maymunlar yerine insanların kullanılması ihtimalini deneyi okurken göz önünde bulundurabilirsiniz.

Psikolog Harry Harlow, 1960'lı yıllarda şefkat türlerinden belki de en eşsizi olan "anne şefkati" konusunu incelemek istedi. Harlow, annesinden ayırdığı maymunlara yemek ve su verdi. Tıpkı annelerinin yanındaymış hibi hissetmeleri için elinden geleni yaptı. 

Başta her şey yolundaymış gibi görünüyordu, ancak Harlow'un amacı çok farklıydı:

Tüm canlılarda olduğu gibi deneydeki yavru maymunların da temel unsurlara ihtiyacı vardı. Yemek ve su biyolojik, şefkat ise yavruların psikolojik ihtiyacıydı. Harlow, deneyinde iki adet düzenek oluşturdu. 

Birinci düzenek yavruların beslenme ihtiyaçlarını karşılıyordu. İkinci düzenek ise yavruların annelerini taklit eden bir kuklaydı: 

Yavru maymunların davranışlarını inceleyen Harlow, çoğu zaman ‘konforlu’ düzenekle birlikte vakit geçirdiklerini fark etti. Yavrular, yalnızca yiyecek ve içecek ihtiyaçlarını gidermek için diğer birinci düzeneğe gidiyorlardı. Harlow, yavruları korkuttuğu zaman annelerini taklit eden kuklaya sarıldıklarını gördü.

Peki, bu bulgular ne anlama geliyordu? Cevap aslında gün gibi ortadaydı. Yavrular, anne figürünü beslenme aracı olarak görmüyordu. Evet, ondan süt emiyor, onun getirdiği besinleri yiyorlardı. Nitekim onları anne olarak görmelerinin neden karınlarının doyması değildi. Anne rölü ile beslenme kaynağı arasında yavrular açısından bir fark olduğu kesindi. 

Harlow bu kadarıyla yetinmeyi. Yavruları 1 yıla kadar kapalı bir odada tutarak gözlemledi:

Harlow, psikolog olmasına rağmen sorunlu bir insandı. Yavru maymunlar 10 hafta ila 52 haftalık süreler boyunca kapalı bir odada, deney ortamında tutuldular. Bu denekler birer insan bebekleri olduğunu düşünün... Bir kuklayı anneniz sanıyor, korktuğunuzda ona sarılıyorsunuz.

Harlow'un deney odasında, içleri demirle kaplanan küçük bir odada bekleyen maymunlar, hareketsiz ve çaresiz bir şekilde beklemeye başladılar. Harlow, deneyin amacından sapmıştı. Artık yavruların böyle bir deneyimden sonra nasıl "sosyalleşeceklerini" merak etti. Sebepsiz mahkumiyetlerinin ardından dışarıya çıkarılan yavrular, başka maymunların olduğu ortamlara götürüldü.

Aylar boyunca odaya kitlenen yavrular, şok geçirdi. Diğer maymunlarla iletişime geçmediler, oyun oynayamadılar.

Şefkati araştıran bir deney, daha ne kadar şefkatsiz olabilirdi ki? Harlow, maymunları çiftleştirmek, eşey davranışlarını gözlemlemek istedi:

Deneyin başında yavru olan maymunlar, artık çiftleşme çağına gelmişti. Türlerin devamlılığı için çiftleşme fazlasıyla önemli bir konuydu, Harlow da bunun farkındaydı. Sosyalleşme becerilerini elinden aldığı maymunları çiftleştirmek istedi. Zira onların kendi yavrularına nasıl davranacaklarını da merak ediyordu. Daha önce yavruların anne figürüne bağlılığını gözlemlemişti. Şimdi sırada sorunlu maymunların, kendi yavrularına nasıl davranacağı konusu vardı.

Özgüvenleri ve sosyalleşme becerileri yerle bir olmuş maymunlar için çiftleşme gibi bir şey söz konusu bile değildi.

Harlow, artık insanlıktan uzaklaştı. Bizzat “tecavüz sehpası” adını verdiği bir düzenek kurdu:

Uzun bir süreyi kapalı bir kutuda geçirdikleri için tüm sosyalleşme becerilerini kaybeden maymunlar, bu sehpaya bağlandı. Harlow'un amacı maymunları zorla çiftleştirmekti. Harlow amacına ulaşmıştı, maymunlar hamile kalıp doğum yaptı. Deneyin en başında anne şefkatinden mahrum kalan yavrular da anne oldu. Sonuçlar tabii ki de kimseyi şaşırtmadı: O maymunlar da yavrularına şefkat gösteremedi. Hatta yavrularını ihmal ettiler, onlara kötü davrandılar.

Yani yavruyken ne yaşadılarsa, yavrularına da aynı şeyi yaşattılar. 

Harlow'un insanlık dışı deney, 1985 yılında hayvan hakları ihlali nedeniyle durduruldu:

Çoğu insan deneyin ne kadar acımasız olduğunu anlamaktan uzak kalabiliyor. Bu nedenle bir an için yavru maymunlar yerine insan deneklerin kullanıldığını hayal edin. Harlow, kesinlikle sorunlu bir yaklaşım sergilemişti. Bunun nedeni kendisinin de anne şefkatiyle büyüyememiş olmasıydı. Bir psikolog, kendi deneyinde kendi yoksunluğunu tanımlamaya çalışmış, yoldan çıkmıştı.

Nitekim ulaştığı sonuçlar şefkat, sevgi ve öğrenilmiş davranışlar üzerine çok şeyi tanımladı. Sevginin ve şefkatin peşinden giderken, zalimliğin pençesinde düşen Harlow’un ‘şefkat’ teriminden uzak, saf sevgiyle kalın. Haftaya görüşmek üzere…

Kaynak : https://pages.uoregon.edu/adoption/studies/HarlowMLE.htm
334
60
29
26
11
Emoji İle Tepki Ver
334
60
29
26
11