Okul zili çaldığı anda eve koşa koşa gidip bilgisayarın güç tuşuna bastığımız, internetin yavaş ama heyecanın dorukta olduğu o günleri kim unutabilir? Adobe Flash Player’ın yüklenmesini beklerken yaşadığımız sabırsızlık ve tarayıcı oyunlarının o kendine has dünyası, bir neslin çocukluğunun en renkli parçalarından biriydi.
Yüksek grafikli konsol oyunlarına ve devasa indirme dosyalarına ihtiyaç duymadan, sadece bir web sitesine girerek saatlerce başından kalkamadığımız bu oyunlar, arkadaşlıklarımızı pekiştiren ve rekabeti körükleyen en masum eğlence araçlarıydı. İşte o günlere kısa bir yolculuk yapmanızı sağlayacak, hepimizin hayatına bir şekilde dokunmuş efsane tarayıcı oyunları.
Ateş ve Su

Listeye, okul laboratuvarındaki bilgisayarlarda veya evde kardeşimizle en çok oynadığımız o klasik ile başlamasak olmazdı. Ateş ve Su, basit görünen ama muazzam bir uyum gerektiren yapısıyla hepimizi ekran başına kilitledi.
Birimiz yön tuşlarını, diğerimiz W-A-S-D tuşlarını kontrol ederken, yanlışlıkla lavlara veya su birikintilerine düşmemek için birbirimize sürekli bağırırdık. O tapınakların gizemli atmosferi, elmasları toplama telaşı ve bölümleri geçmek için gereken o hassas zamanlama, takım oyununun ne demek olduğunu bize öğreten ilk tecrübelerden biriydi.
Club Penguin

Eğer çocukluğunuzda sanal bir dünyada penguen olarak dolaşıp kar topu savaşı yapmadıysanız, internet kültürünün en tatlı dönemlerinden birini kaçırmışsınız demektir. Club Penguin, sadece bir oyun değil, aynı zamanda çoğumuzun ilk sosyalleşme platformuydu.
Buzulların üzerinde yürümek, o meşhur pizzacı oyununda (Pizzatron 3000) şef olmak veya ajan olup gizli görevlere katılmak inanılmaz keyifliydi. Üyelik sistemi yüzünden bazı kıyafetleri alamamak içimizde ukde kalsa da iglolarımızı dekore etmek ve diğer penguenlerle sohbet etmek saatlerimizi alırdı.
Swords and Sandals

Gladyatör arenasına adım attığımız ve karakterimizi en garip şekillerde tasarladığımız Swords and Sandals, strateji ile mizahı harika birleştirmişti. Oyunun girişindeki o ikonik "Gladiator, gladiator..." melodisi hâlâ kulaklarınızda çınlıyor olabilir.
Sıra tabanlı dövüş sisteminde rakibimizi yenmek için doğru silahı seçmek, karizma veya güç gibi istatistikleri geliştirmek sandığımızdan daha fazla zekâ gerektiriyordu. Rakiplerin komik tipleri ve oyunun kendine has çizim tarzı, şiddet içerikli bir temayı bile oldukça eğlenceli ve bağımlılık yapıcı bir hâle getirmişti.
Bubble Trouble

Kırmızı şapkalı, güneş gözlüklü o havalı karakteri yönetip başımıza düşen baloncukları vurmaya çalıştığımız Bubble Trouble, tam bir refleks testiydi. Baloncukları vurdukça ikiye bölünmeleri ve ekranın bir anda küçük toplarla dolması, adrenalin seviyemizi tavan yaptırırdı. Yanımızda bir arkadaşımız varsa oyunun keyfi ikiye katlanırdı, birimiz köşeye sıkışınca diğerinin kahramanca araya girip o son balonu patlatması gerekirdi.
Arka plandaki basit ama gerilim dolu müzik eşliğinde o zinciri fırlatıp zamanlamayı tutturmak, günümüzün modern oyunlarında bile zor bulunan saf bir arcade keyfi sunuyordu.
Happy Wheels

Tarayıcı oyunları tarihinin belki de en kaotik ve fizik kurallarını altüst eden yapımı Happy Wheels’ti. Bisikletli baba ve çocuğu, tekerlekli sandalyeli adam veya segway kullanan karakterle o ölümcül parkurları tamamlamaya çalışmak tam bir sinir harbiydi.
Karakterlerin kollarının veya bacaklarının kopmasına rağmen yola devam etmeye çalışması, oyunun o kara mizahını oluşturuyordu. Özellikle kullanıcıların tasarladığı imkansız bölümleri geçmeye çalışırken yaşadığımız hüsran ve ardından gelen kahkahalar, bu oyunu YouTube çağının da popüler içeriklerinden biri hÂline getirmişti.
DragonFable

Rol yapma oyunlarına giriş dersi niteliğinde olan DragonFable, tarayıcı üzerinden oynanan en derinlikli hikÂyelerden birine sahipti. Kendi kahramanımızı yaratıp ejderha yumurtasını korumaya çalıştığımız, sıra tabanlı savaş sistemiyle elementleri kullandığımız bu evren, bizi fantastik bir maceranın içine çekerdi.
Oyunun o dönem için oldukça kaliteli olan çizimleri ve Artix Entertainment’ın mizahi anlatımı, sadece bir oyun oynamıyor, sanki interaktif bir çizgi film izliyor hissi verirdi. Haftalık güncellemeleri beklemek ve yeni sınıfları açmaya çalışmak, okul çıkışlarının en büyük heyecanıydı.
Fancy Pants Adventure

Çöp adam çizimlerinin sanat eserine dönüştüğü Fancy Pants Adventure, akıcılığıyla bizi kendine hayran bırakırdı. Turuncu şalvarlı o havalı çöp adamı yönetirken hissettiğimiz hız ve parkur dinamikleri, tarayıcı oyunlarının sınırlarını zorluyordu. Kalemiyle bize engel olmaya çalışan yaratıklar, kaydıraklardan kayarken rüzgarı hissettiren animasyonlar ve bölümlerin içindeki gizli kapılar, platform oyunları arasında onu çok özel bir yere koydu.
Basit bir "zıpla ve koş" oyunundan çok daha fazlasıydı VE oynanış hissi o kadar pürüzsüzdü ki sadece o dünyada koşmak bile terapi gibi gelirdi.
Habbo Hotel

Pikselli grafikleri ve izometrik bakış açısıyla Habbo Hotel, sanal dünyada "yetişkin" gibi hissetmeye çalıştığımız yerdi. Otele giriş yapıp odaları gezmek, eşyalar takas etmek ve insanlarla tanışmak, o dönem için internetin sunduğu en büyük özgürlüklerden biriydi.
Havuzun kapatılması şakaları, ünlülerin ziyaretleri veya düzenlenen partiler, Habbo’yu sadece bir oyun olmaktan çıkarıp devasa bir sosyal ağa dönüştürmüştü. Kredi kazanmanın zorluğu ve o meşhur "bobba" sansürleri, bu pikselli otelde geçirdiğimiz saatlerin unutulmaz detayları olarak hafızalarımıza kazındı.
Peki sizin zamanında tarayıcıdan oynadığınız oyunlar nelerdi? Aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.

