Size Zarar Veren Sevgililerden Uzak Duramıyorsanız Psikolojideki “Travma Canlandırması”na Sahip Olabilirsiniz!

Psikolojide “Reenactment (Canlandırma)” olarak bilinen terim, kişiye zarar veren davranışları çoğunlukla bilinçsiz bir şekilde tekrar tekrar yapmasını içerir. Bu, ona zarar vereceğini bildiği bir partnere çekim duymaya kadar genişleyebilir. Bilinçsiz olması, bu döngüden çıkmayı epey zorlaştırır.

Bu kişiler genellikle, geçmiş travmalarını ve erken yaştaki deneyimlerini tekrardan yaşamak isterler. Böyle bir şeyi neden yaptıklarına ve nasıl sürdürüldüğüne dair bulgular ise gerçekten çok ilginç.

İnsan psikolojisinin ne kadar komplike ve öngörülemez olduğunu bir kez daha kanıtlayan “Reenactment” kavramını, bu içeriğimizi okuyarak daha detaylı öğrendiğinizde belki de sizin de aynı örüntüyü sergilediğinizi ve harekete geçmeniz gerektiğini anlayacaksınız. 

“Travma canlandırması” olarak da tanımlayabileceğimiz “Reenactment” kavramı, ilk olarak Freud tarafından ortaya atıldı.

Bir kişinin yaşadığı olumsuz sonuçlara rağmen travmalarını hatırlatan şeyler aramaya devam etmesi olarak özetleyebileceğimiz travma canlandırmasını, psikanaliz yöntemiyle tanınan ünlü doktor Sigmund Freud adlandırmıştı.

Ona göre bu durumun sebebi, insanlardaki ölüm içgüdüsüydü. Tekrar eden kendine zarar verme arayışlarıyla ölüm içgüdüsünü yaşıyorlardı.

Peki insanlar neden travma canlandırması yaşamaya meyilli olurlar?

Tek ve net bir sebebi olmamakla beraber, birkaç nedenden ortaya çıkma ihtimali bulunuyor. Bunlardan ilki, bağlanma problemleri. Erken yaşta, özellikle ebeveynleri tarafından ihmal veya travmayla karşı karşıya kalarak bağlanma sorunları yaşayan kişiler, yetişkinliklerinde de sağlıksız ilişki arayışına girebilirler. 

Çocukluklarında, evde onlara öğretilen veya gördükleri davranışları insan ilişkilerine genelleyebilirler ve bu durum, güvenlik ile aidiyet duygusunu etkiler. Kişi, ilişki seçimlerini çocukluğunun etkilediğini bilse bile bu kalıpların nasıl bir belirme eğiliminde olduğunu göremeyebilir.

Diğer nedenler ise insan psikolojisinin ne kadar ilginç olduğunu kanıtlar nitelikteki koşullu çağrışımlar ve duygusal düzensizlikler.

Koşullu çağrışımlar, tekrarlayan davranışların ortaya çıkmasının bir süre sonra otomatik hâle gelmesiyle ilgilidir. Kişi artık tamamen koşullanmıştır ve sürekli tekrar eden otomatik hareketler sergiliyordur.

Duygusal düzensizliklerde ise insanlar, olumsuz olaylara karşı zayıf duygusal tepkiler ortaya koyabilirler. Bu da, durumla orantısız şekillerde tepki vermelerine yol açabilir. Sonuç olarak, yolun sonunda travma canlandırması görülür.

Kişilik faktörü ve başa çıkma mekanizmaları da travma tekrarlamasının önünü açabilir.

Bazen, dürtüsellik veya mükemmeliyetçilik gibi belirli kişilik özellikleri, bir kişinin travma canlandırmasına girme olasılığını artırabilir.

Ek olarak; stres ve travma, çoğunlukla bu tür davranışların altında yatan nedendir. İnsanlar, riskli davranışlarda bulunarak veya travmaya benzer durumlar arayarak genellikle durum üzerinde daha fazla kontrol sahibi olduklarını hissederler.

Ayrıca insanlar, olası riskleri bildikleri hâlde sarhoşken araba kullanmak gibi riskli eylemlerde bulunabilirler. Bu, geçmiş bir deneyimi yeniden yaratmanın veya acı duygularından uzaklaşmaya yardımcı olmanın bir yolu olabilir. Bu durum, sadakatsiz bir ilişkiye göz yummak olarak da ortaya çıkabilir. Kişinin çocukluğunda aldatan bir ebeveyn rolü varsa bu şekilde acı verici deneyimini tekrar yaşıyordur.

Travma canlandırması; romantik ilişkilerde veya rüyalarda ortaya çıkabilir.

Şimdilerde “mommy-daddy issues” olarak sık sık duyduğumuz terimlerle bağlantılı olarak, insanların geçmişteki yıkıcı ilişkilere benzer ilişkiler aramaya devam ettiği romantik ilişkilerde travma canlandırması ortaya çıkabilir.

Geçmişe dönük kâbuslar ve rüyalar görmek, travma canlandırmasının istemsiz belirtilerinden diyebiliriz. İnsanlar, travmayı yeniden yaşadıkları kâbuslar görerek bir tür travma canlandırmasının içine girebilirler. 

Travmanın yeniden canlandırılmasının üç türü bulunuyor: yeniden mağduriyet, ihmalin yeniden canlandırılması ve bağlanma travmasının yeniden canlandırılması.

Yeniden mağduriyet türünde kişi, bilinçsiz bir şekilde; narsist, dürtüsel, öngörülemez veya duygusal olarak değişken partnerleri “güvenli” olarak algılayabilir çünkü erken bağlanma travmalarının yankısını yaşar. Partnerinin duygusal durumu, öngörülemezliği açısından öngörülebilirdir. 

İhmalin canlandırılmasında kişi, çocuklukta bir terk edilme travması yaşadıysa partnerini terk etmeye ilgi duyabilir. Çünkü terk edilme duyguları tetiklenir ve partnerini dürtüsel olarak terk ederek ya da bu ilişkiyi hemen yenisiyle değiştirerek kendi kendini baltalayabilir. 

Bağlanma travmasının canlandırılmasında kişinin ebeveynleri kendi travmalarını farkında olmadığı için benzer travmaları kendi çocuğuna geçirir. Bu durum, travma döngülerine yol açabilir ve nesilden nesle aktarılarak devam eder. 

Siz de bahsettiğimiz travma canlandırmasıyla ilişki kurduysanız bir uzmandan destek alarak önüne geçebilirsiniz.

Çoğu zaman; depresyon, kaygı, üzüntü gibi genel isimlerle ilişkilendirdiğimiz psikolojik durumumuzun altında çok daha farklı ve karmaşık şeyler yatıyor olabilir.

Bizim “bağımlılık” diye adlandırdığımız, travma canlandırması olabilir. Bu nedenle, bir uzmanla görüşüp doğru adımlar atarak yolunda gitmeyen durumların üstesinden gelebilirsiniz.

Kaynaklar: Psychology Today, Verywell Mind