Son Yıllarda FPS Dersi Veren Metro Serisi Oyunlarının Hikayesi

Metro serisi, hem romanı hem de oyunlarıyla birçok kişi tarafından beğeniliyor. Metro oyun serisi oynanışı, grafikleri ve atmosferiyle bizleri etkilemeyi zaten başarmış olsa da oyunun en etkileyici yanı hikayesi. Biz de sizler için Metro serisinin hikayesini baştan sona kadar anlatacağız. Hoş geldiniz.

Hem bilim kurgu romanları hem de FPS oyunları arasında adını duyurmuş olan Metro serisi fazlasıyla ilgi çeken bir seri oldu. Serinin ilk romanı olan Metro 2033’ten sonra aynı isimli ilk oyun yayınlandı ve Metro serisi oyun dünyasına da adım attı. Daha sonra Metro 2034 isimli romandan sonra Metro Last Light, Metro 2035 isimli son romandan sonra da Metro Exodus oyunları piyasaya sürüldü.

Üçlü serinin son romanı olan Metro 2035’le birlikte Metro’nun roman serisi sona erdi ancak oyun serisi için hala bir açıklama yapılmış değil. Oyunun romanlardan esinleniyor olması, hikayesinin neden bu kadar zengin ve detaylı olduğunu gösterir nitelikte. Dilerseniz gelin, Metro serisinin hayranlık verici hikayesini birlikte inceleyelim.

Metro serisi hangi oyunlara sahip?

  • Metro 2033
  • Metro Last Light
  • Metro Exodus

Metro serisinin oyunları, hikayesinin yanı sıra oynanış mekanikleri ve atmosferiyle de dikkat çekmeyi başardı. Hayatta kalmak için zorlu seçimler yapmanız gereken Metro oyunlarının karanlık atmosferindeki gerilimi iliklerinize kadar hissedebilirsiniz. Oyunları oynarken kendinizi oyunun içindeymiş gibi hissetmeniz için hiçbir detaydan kaçınılmayan Metro serisinin hikayesi de büyüleyici.

Metro 2033

Giriş

Takvim yaprakları 2013 yılını gösterirken dünyada bir nükleer savaş patlak verdi. Uluslararası süpergüçler ellerinde ne var ne yok birbirlerine fırlatırken, şehirler ve bu şehirlerde bulunan insanlar harap oldu. İnsan ırkının büyük çoğunluğu yok olurken, hayatta kalanlar ise Moskova’nın yeraltında bulunan Metro sistemine sığınan veya savaş sırasında şans eseri orada olan insanlar oldu

Metro’da hayatta kalmak, dışarıda hayatta kalmaktan çok daha zor olsa da insanlar yavaş yavaş mantar yetiştirmeyi ve et kaynağı için domuz büyütmeyi öğrendi. Artık dışarıdaki dünya ile metro içerisindeki dünya çok farklıydı. Para birimi olarak insanlar mermi kullanmaya başladı ancak metro içerisinde gelişmeyi öğrenen kişiler yanlış adımlar atmaya başlamıştı.

İnsanlar, tüm metro istasyonlarını bir şehir devletine çevirdi ve bunların hepsinin bir konsey tarafından birleştirildiği bir hükümet kurdu. Bu durum ilk başta bir toplum oluşturmayı başardıklarını gösterse de zamanla bu durum tersine dönecek, fikir ayrılıkları oluşacak ve siyasi çatışmalar nedeniyle insanlar birbirine düşman olmaya başlayacaktı. Ne yazık ki ilk başlarda kimsenin bundan haberi yoktu ancak sonrasında çok can yanacaktı.

Metro’yu kurtarabilecek tek kahraman Artyom:

Takvim yaprakları 2033 yılının artık kayıplara karışmış aylarında geziniyordu. Nükleer bombaların Moskova’yı yok etmesinin üzerinden 20 sene geçmişti. Bombalar düştüğünde henüz 4 yaşında olan Artyom, artık 24 yaşında bir gençti ve Metro’nun kahramanı olacağından habersiz bir şekilde Exhibition ismi verilen istasyonda görev başındaydı. Tam o sırada, Karaderililer ismi verilen korkunç yaratıklar istasyona saldırdı.

Karaderililer, kişilerin zihinlerine girebilen ve onlara korkularıyla zarar verebilen canlılardı. Onlarla göz göze gelen kişinin kurtulmasının tek imkanı, Karaderililerden çok daha hızlı davranarak onları öldürmesiydi. Artyom ve askerler, Karaderilileri ve mutantları püskürtmeyi başardı. Artyom, bu savaşın hemen ardından Spartalıların (Metro’yu koruma görevini üstlenen askeri grup) öncü isimlerinden biri olan Hunter ile tanıştı.

Hunter olabildiğince gizemli, asıl ismini en fazla 3-4 kişinin bildiği bir hayaletti. Hunter ismini herkes duymuştu ve herkes hayranlık derecesinde kendisini seviyordu. Hunter, Artyom’a bir görev verdi ve Metro’nun ve hükümetin merkezi olan Polis istasyonuna gitmesini ve karaderililere karşı yardım istemesini söyledi. Artyom’u oraya Hunter’ın gönderdiğini kanıtlaması için ona künyesini de vermişti.

Polis istasyonuna doğru zorlu ve korkunç yolculuk:

Artyom, gizemli Hunter’la tanıştıktan bir gün sonra çok fazla kişiye haber vermeden Polis istasyonuna doğru yola koyuldu. Komşu istasyona giden bir ekibe katıldı ve onlarla olan yolculuğunu tamamladıktan sonra komşu istasyonda Bourbon isminde biriyle tanıştı. Bu kişi, Artyom’a onu Polis istasyonuna götürebileceğini vadediyordu. Artyom, teklifi kabul etmek zorundaydı zira Metro fazlasıyla karmaşık, korkunç ve tehlikeli bir yaşam alanıydı.

İkili istasyondan çıktı ve yola koyuldu. Sayısızca tünelden geçen, bazı noktalarda yeryüzüne çıkarak korkunç yaratıklarla savaşan ikili, bir süre sonra haydutlar tarafından saldırıya uğradı. Haydutlar, Bourbon’u öldürdü ancak Artyom, Bourbon’un yakın arkadaşı Khan tarafından kurtarıldı. Artyom artık Khan isimli, fazlasıyla gizemli ve değişik olan bu adamla yoluna devam edecekti.

İkili, Komünistler tarafından yönetilen ve eski Sovyetler Birliği inancına mensup bir istasyondan geçmek zorundaydı. Bu insanlar düşman birliğinden olduğu için Khan, içeriden birkaç tanıdık isim sayesinde Artyom’u buradan gizlice geçirdi ancak zorluk yalnızca bu istasyonla sınırlı kalmayacaktı. Artyom, komünistlerin yönettiği bu istasyondan hemen sonra çok daha zorlu bir yere ulaşacaktı.

Karaderililerin soyunu tüketmek için farklı bir strateji:

Artyom, komünistlerin yönettiği istasyonu geçtiği anda kendisini Ön Cephe adı verilen, Nazilerin ve komünistlerin çatıştığı bir yerde buldu. Radyasyon nedeniyle herhangi bir yerinde deforme izi oluşmuş herkesi öldüren Nazilere ulaşana kadar her şey iyi gidiyordu ancak Artyom, Nazilere yakalandı ve esir alındı. Artyom, uyandığında Nazilerin onu esir aldığı bir hücrede eli kolu bağlı, çaresiz şekilde duruyordu.

Naziler Artyom’a ne yapacağını düşünürken Spartalılara mensup olan iki asker gizlice istasyona sızıp iki Nazi askerini etkisiz hale getirdi ve Artyom’u kurtardı. Ulman ve Pavel adındaki bu iki kişi, Artyom’a eşlik ederek onu korudular. Pavel, Nazi askerleriyle girilen çatışmada hayatını kaybetti. Ulman ise sağ bir şekilde Artyom’a ulaşıp onu Polis’e götürdü.

Polis’te bulunan konseye Hunter’ın fikri sunulduğunda konsey, karaderililerle savaşmak için daha fazla asker yollamanın çok riskli olduğunu söyledi. Konsey bunun yerine Polis’in yakınlarında, yüzeyde bir yerde olan roket silosunu kullanmayı tercih etti. Bunun üzerine Artyom ve Miller’ın liderliğinde olan Spartalı askerler yüzeye çıktı.

Karaderililer düşman değil miydi?

Askerler, yüzeydeki mutantlarla savaşarak siloya ulaşmayı başarmıştı. Silo’ya giden elektrik devreleri açıldı ve daha sonra Artyom ile Miller silonun üzerine çıktı. Artyom, lazer nişan sistemini kurdu ve bu lazer sistemini Karaderililerin yuvasına nişanladı. Roketler atıldı, karaderililerin yuvasına iniş yaptı ve artık karaderili diye bir yaratık ırkı yoktu, ya da var mıydı?

Bombalar atıldıktan sonra tam yuvaya indikten sonra Artyom, halüsinasyon görmeye başladı. Artyom’un gördükleri onu dumura uğratacak ve bundan sonraki hayatını tamamen etkileyecekti. Gördüğü şey aslında bir halüsinasyon değil, karaderililerin Artyom’a birebir gönderdiği mesajdı..

Karaderililer Artyom’un zihnine girmişti. Ona, bu zamana kadar kendilerinin barış istediklerini ve insanları, kendi ırklarını korumak için öldürmek zorunda kaldıklarını açıkladılar. Yani karaderililer aslında yalnızca kendilerine ateş eden kişileri öldürüyorlardı, bunu da kendilerini korumak için yapıyorlardı. Ne yazık ki artık roketler inmiş, iş işten geçmişti.

Metro Last Light

Karaderililerin soyu tükendi mi?

Roketler fırlatıldıktan yaklaşık 1 sene sonra, yani 2034 yılına artık karaderili diye bir yaratık ırkının kalmadığı düşünülüyordu zira roketler, bu korkunç yaratıkların yuvasını harabeye çevirmişti. Roket silosundan alınan teçhizatlar sayesinde Spartalılar da artık metroya barışı getirecek gücü kendine sağlamıştı. Artyom, Spartalıların arasına katılmıştı ve hem başarılı bir asker hem de metronun kurtarıcısı olarak görülüyordu ancak vicdanı onu rahat bırakmadı.

Karaderililerin Artyom’un aklına girip barış istediklerini anlatması, Artyom’u çıkılması zor bir kuyuya itmişti. Aklının bir köşesinde hep bu vicdan azabıyla yaşayan Artyom bir gün istasyonda Khan ile karşılaştı. Khan, Spartalıları çok önemli bir konu hakkında bilgilendirmek için istasyona gelmişti ve Spartalıların tüm üst rütbelileri Khan’ın dediklerini dinlemek için D6 istasyonunun toplantı salonunda toplandı. Bir şeylerin ters gittiği belliydi.

Khan, Spartalılara verdiği haberle herkesin içini ateşe atmıştı. Adamın söylediklerine göre karaderililerin soyu tükenmemişti. Khan, bu bilgiyi verdikten sonra Artyom’la bir olup kalan son karaderiliyi kurtarmak istedi ancak Miller bu karara çok sinirlenerek yaratığın öldürülmesini emretti. Khan, dünyanın geleceğini bu karaderilinin kurtarabileceğini söylerken Miller ise yaratığın çok büyük potansiyel tehlikeler saçtığını düşünüyordu. Karar verildi.

Kalan son karaderiliyi avlama görevi başladı

Miller’ın kızı olan Anna ve Artyom, yüzeye çıkarak karaderiliyi avlama görevine başladı. İkili yüzeye çıktı, mutantlarla savaştı ve karaderili ismi verilen yaratıkla karşı karşıya geldi ancak bir terslik vardı: Bu karaderili henüz çocuktu. Artyom, kaçan yaratığı kovalarken Nazi askerleri tarafından yakalandı. Karaderili ismi verilen yaratık ise çoktan kayıplara karışmıştı.

Artyom, uyandığında bir hücrenin içerisinde elleri bağlı bir şekilde bulunan üç kişiyle birlikteydi. Nazi askerleri onları sorguluyor, teker teker infaz ediyordu. O sırada odada bulunan diğer esir Pavel, askerler onu infaz etmeden hemen önce ani bir hareket yaparak askerlerden birini etkisiz hale getirdi. Diğerini ise Artyom halletti. İkili, bir kaçma planı oluşturarak bu ölümcül istasyondan kaçmaya başladı. Nazi askerlerini, yüzeydeki oksijensizliği ve yaratıkları aşan ikili, sonrasında Artyom’un başına bela olacak bir yere geldi.

Zorlukları aşan ikiliden Pavel, Artyom’a Komünistlerle arasında ateşkes sağlayacağına söz vermişti ancak aslında Artyom’u tuzağa çekiyordu. İkili, Komünist bölgesine girdikten sonra Pavel onu üst rütbelilerine götürdü ve Artyom’u bilgi için esir aldı. Artyom, bir şekilde kaçmayı başardı ve Anna ile karaderiliyi bulmak için yola koyuldu. Bir süre yolculuk yaptıktan sonra Artyom, ikisini de bulmayı başarmıştı.

Vicdanı rahatlatmak için verilmiş bir karar:

Artyom, Anna’yı tutan kişinin daha sonra karaderiliyi de bir şekilde elinde tuttuğunu fark etti. Bu kişi, Lesnitsky isimli, Pavel’in üst rütbelisi olan bir komünist ajanıydı. Artyom, Anna’yı serbest bıraktı ve sonrasında hem Lesnitsky’i hem de Pavel’i etkisiz hale getirmeyi başardı. Bunların ardından Artyom, geçmişte yaptığı hatayı tekrarlamak yerine karşısına çıkan çocuk karaderiliyi korumaya yemin etti.

Artyom, Anna ve karaderili Polis istasyonuna doğru yola koyuldu. Oraya vardıklarında konseyde Komünistler, Naziler ve Korucular arasında bir barış konferansının yapıldığını öğrendiler. Karaderili ise orada, türünün daha fazlasının hayatta kaldığını ve onların yakınlarda saklandığını hissetti. Artyom, Miller ve diğer askerleri karaderilinin Polis istasyonuna girmesi için ikna etmişti. Bu durum, kendi istasyonlarının canını kurtaracaktı.

Her şeye rağmen onlara yardım eden karaderili, komünistlerin lideri Moskvin’in toplantıyı oyaladığını Artyom’a anlattı. Bunun sebebi, komünistlerin füze rampasına ve istasyona saldırı yapmayı planlamalarıydı. Bunun ardından Miller, Artyom ve diğer askerler son bir direniş için direkt olarak istasyona gittiler.

Zaferi getiren, öldürülmeye çalışılan karaderili oldu:

Spartalıların yüksek yetenekleri ve askeri teçhizatları sayesinde komünistler bir süre boyunca silodan uzak tutuldu. Komünist askerleri akın akın geliyor, Spartalıların silahlarından çıkan mermi ve ışık, tünelleri adeta gün ışığıyla aydınlanmış gibi gösteriyordu. Uzunca bir süre komünist askerlerini püskürtmeyi başaran Spartalılara karşı komünistler çok daha ağır silahlarla gelerek onları yenmeyi başardı.

Miller, yenilgi alacaklarını anladığı zaman Artyom’a silonun bombalarla donatılmış olduğunu ve önünde bulunan düğme ile tüm bombaları patlatabileceğini açıkladı. Bunun ardından komünistlerin lideri General Korbut, Artyom’u infaz etmek için yanına yaklaştı. O sırada da Artyom, düğmeye doğru uzanıyordu. İşte tam da bu sırada kimsenin aklına gelmeyecek bir şey oldu.

Çocuk karaderili geri dönmüştü ve hisleri doğruydu. Karaderililerin soyu tükenmemişti ve ırkından hala çok daha fazlası hayattaydı. Çocuk karaderili Artyom’u durdurdu ve diğer karaderililerle birlikte teker teker komünist askerlerini etkisiz hale getirmeye başladı. Bu şekilde hem komünistler def edilmiş, hem de istasyon havaya uçmamış oldu. Karaderililer ardından o bölgeyi terk etti ancak Artyom’a bir söz verdi: “Bir gün insanların Metro’yu yeniden iyi bir hale getirebilmesi için geri döneceğiz”

Metro Exodus

Artyom’un yıllardır değişmeyen hayalinin peşindeki yolculuk başlıyor:

Sene 2035’e geldiğinde Artyom, kafasında uzun süredir olan planı uygulamaya koymaya başlamıştı. Artyom’un hayallerinde hep dışarıda yaşamak, farklı ülkelerdeki veya şehirlerdeki hayatta kalan insanları bulmak vardı. VDNKh istasyonunda komünistlere karşı yapılan savaştan sonra Artyom, Anna ile evlenmiş ve istasyonda sakin bir hayat yaşamaya başlamıştı. Elbette Artyom’un sakin hayatı, istasyondaki diğer herkesin en tehlikeli maceralarından çok daha tehlikeliydi.

Artyom, fırsat buldukça yeryüzüne çıkıyor, radyo frekanslarını deneyerek canlı birilerini bulmayı ümit ediyordu. Bu durum fazlasıyla tehlikeliydi zira Artyom, sürekli olarak dışarı çıktığı için fazlasıyla radyasyon alıyordu. Bu durum da onu ölüme adım adım daha da yaklaştırıyordu ancak zaman geçtikçe Artyom, Miller ve Anna’nın kafasına farklı yerlere seyahat etme fikrini sokmuştu.

Anna ile yüzeye çıkan Artyom, radyo frekanslarını denedikten sonra geri dönerken Hanza tarikatına ait bölgeye giriş yaptı. Burada yakalanan Artyom ve Anna, Hanza askerlerinin olan araçta sıkıntı çıkarınca Artyom, araçtan maskesiz bir şekilde ölülerin bulunduğu bir çukura atıldı. Son anda bir maske bulup hayata tutunmaya çalışan Artyom’un ilk görevi, eşi Anna’yı bulmaktı.

Yolculuk için gerekli bir araç:

Artyom, yaralı bir şekilde bir Hanza karakoluna girmeyi başardı. Burada Anna’yı kurtarmayı başardı ve Yermak isimli biriyle tanıştı. Anna, Yermak ve Artyom’un planı, Hanza yapımı olan devasa treni kaçırmak ve yolculuğa bu araçla devam etmekti. Miller tarafından yönetildiği anlaşılan bir Hanza-Spartalı ortak kuvveti trene saldırdı ve üçlüyü ele geçirdi. O sırada Miller, saldırganların Artyom ve Anna olduğunu öğrenince onlara yardım etti.

Hanza tarikatından kurtulduktan sonra Moskova’nın dışında bir yerde duran Miller, mürettebata bir şeyleri itiraf etmek zorunda kaldı. Hanza, Spartalılar, Kırmızı Hat (Komünistler) ve Reich (Naziler), metroda çok az kişi tarafından bilinen efsane bir ekip tarafından yönetiliyordu. Miller, daha sonrasında dışarıda yaşamın olabileceğini ve savaşın hala devam ettiğini de itiraf etti. Artyom ise bu sırada sinirden küplere biniyordu.

Miller, bu ekibin Ural Dağları’nda hayatta kaldığını ve metroyu buradan yönettiğini, Moskova’nın diğer ülke ve şehirlerden gizlendiğini de itiraf etti. Bu itiraf, Miller’ın ölümüne sebep olacak bir itiraftı. Sonrasında Artyom, Anna, Miller ve Spartalılardan birkaç kişi trenle bu dağa doğru yolculuğa çıktı.

Teknolojiden yoksun, yalanlarla dolu bir topluluk:

Aurora (Ekibin yolculuğa çıktığı tren) bir süre sonra ekibin karşısına çıkan barikatlar sonrasında durduruldu. Ekip, artık yeni bir göreve sahipti: Bölgeyi keşfetme ve erzak toplama. Artyom ve Anna, bir süre sonra bir kilisenin yanına geldiler. Bu kilisede bir vaiz, teknolojinin şeytan icadı olduğunu ve Aurora’da bulunan tüm ekibin temizlenmesi gerektiğine Artyom’u ikna etmeye çalıştı.

Artyom, kilise de bir yıldan fazladır rehin tutulan Katya ve kızı Nastya ile tanıştı. Fanatiklerin rehin tuttuğu bu kişiler kurtarıldıktan sonra barikatların ve köprünün kim tarafından tutulduğunu açıkladı. Bu sırada Anna, yakındaki bir radyo kulesini keşfetme görevini yerine getirirken yeraltı tuzağına düştü. Artyom, labirent gibi dizayn edilen sığınaktaki kapıları bir şekilde açmayı başardı ve Anna’yı kurtardı.

Daha sonrasında Artyom, haydutların elinde olan bir arabanın yerini öğrendi. Arabayı haydutların elinden çalan Artyom, fanatiklerin liderinin yaşadığı yer olan köprünün vincine gizlice sızmayı denedi. Daha sonrasında bir çatışma çıktı ancak yine de Artyom köprüyü indirip barikatları kaldırmayı başardı. Daha sonrasında trene atlayan Artyom, ekibiyle birlikte yolculuğa devam etti.

Hükümet gerçekten var mı?

Ekip, Ural’da bulunan Yamantau Dağı’na doğru yola çıktı. Amaç Ark projesini, yani hükümetin metroyu yönettiği gizli Yamantau barınağını bulmaktı. Miller, dağa yakın bir yerde Aurora’yı durdurdu ve kontrol için küçük bir ekip topladı. Bunun sebebi, yükselen radyasyon seviyesi ve bölgenin henüz keşfedilmemiş olmasıydı. Ekip, bölgenin keşfini tamamlayacak ve Aurora’yı daha sonra dağa yakınlaştıracaktı.

Miller ve birkaç asker üsse yakınlaştığı sırada içler acısı gerçeklerle karşılaştı. Barınağın önü düzinelerce araçla doluydu. Bu araçlar, ülkenin dört bir yanından gelen vatandaşlara aitti. Ekip, içeri girmeyi başardığında çok daha kötü durumlarla karşılaştı. Hükümet, aslında sığınağa hiçbir zaman gelememişti. İçeride yalnızca düşük seviyeli askeri personel ve inşaat ekipleri vardı. İçeride kalanlar, zamanla yamyamlığa bürünmüştü.

Yine de bu sığınağı yöneten birileri vardı. Kendisine doktor diyen bu kişi, yamyamların da lideriydi. Bu kişi bir süre sonra Artyom, Anna ve Miller’ı tuzağa düşürdü. Anna’yı kaçırdı, Miller ve Artyom’u ise yamyamların eline bıraktı. Daha sonra dışarıdaki ekipten Sam ve Idiot gelip Artyom ve Miller’ı kurtardı. Ekip kurtarıldıktan sonra bir şey fark etti: Bu sığınak, D6 istasyonunun kopyasıydı (Ekibin yaşadığı ana istasyon). Ekip ayrı ayrı Anna’yı ararken Artyom onu buldu, doktoru etkisiz hale getirdi ve sığınaktan kaçmayı başardı.

Ekip, radyasyon haritalarını bulmak için güneye gidiyor:

Miller, efsane hükümetin tam anlamıyla bir fiyasko olmasını öğrendikten sonra ani bir kararla Aurora’nın yönünü güneye yöneltti. Bunun sebebi, Kazakistan ve Hazar Denizi çevresinde bulunan uydu merkezinin ülkedeki radyasyonun fazla olduğu noktaların gösteren haritalara sahip olabileceği düşüncesiydi.

Aylar boyunca süren yolculuktan sonra Aurora hem yakıtsız hem de susuz kalmıştı ancak yine de hedefine ulaşmayı başardı. Artyom ve ekip arkadaşı Damir, bölgeyi araştırmakla görevlendirildi ve bir araç aramak için yola koyuldu. Bu sırada bölgenin hakimiyetini sağlamış olan Saul adında bir yerli, Artyom’a ve Damir’e saldırdı. Artyom, Saul’ü etkisiz hale getirmeyi başardı ve aracını çaldı. Daha sonra kuzeye doğru yönelen Artyom, bir fener kulesinde yaşayan Giul isminde yerli bir kadınla tanışarak ondan yardım istedi.

Giul, annesinin eskiden yakınlardaki bir uydu merkezinde çalıştığını ve aradıkları haritanın burada olabileceğini anlattı. Üçü birlikte merkeze giderken yerli kadın, içeride örümcek virüsü olduğunu ve içerisinin çok tehlikeli olduğunu anlattı. Üçlü içeri girip haritaları aldı. Daha sonra ise Baron adı verilen ve bölgenin lideri olan kişinin üssüne sızdılar, yerlileri etkisiz hale getirdiler ve Aurora için yakıt ile su tankı çaldılar.

Yolculuğun en zorlu kısımlarından biri:

Ele geçirilen yeni uydu haritaları sayesinde Miller, bir gölün kenarında bulunan vadiye doğru rotayı belirlemişti. Bu açıklamayı yaparken ekibin üyelerinden Stepan ve yolculuklarının daha önceki kısımlarında onlara katılan Katya’nın da evlilik merasimi düzenlendi ancak sevinç fazla uzun sürmedi. Anna, bu kutlamaların ortasında bir anda kan öksürmeye başladı. Bunun sebebini Yamantau’da bulunan doktor açıklamıştı.

Anna’nın ciğerleri, henüz bilinmeyen zehirli bir gaza maruz kaldığı için artık yavaş yavaş işlevini yitirmeye başlamıştı. Bu sırada Katya ise annesinin doktor olduğunu ve Novosibirsk’te mucizevi ilaçlar olduğunu belirtti. Miller ise Aurora’yı orman vadisine götürmeye karar verdi. Bu şekilde Anna temiz hava alarak iyileşebilecekti. Artyom ve Alyosha, herhangi bir sürprizle karşılaşmak istemedikleri için bölgeyi keşfetmeye gittiler. Yolun ortasında tren raylarının bağlı olduğu kaya düştü ve Artyom ile Alyosha’nın bulunduğu araç devrildi.

Artyom kendini küçük bir köy içinde buldu. Alyosha’yı bulmak için yola koyulan Artyom, onun yereller tarafından esir alındığını öğrendi. Kampa girerek Alyosha’yı alan ve trene geri dönmek için yola koyulan Artyom’u büyük bir sürpriz bekliyordu. Bir anda karşılarına devasa boyutlarda mutant bir ayı çıktı. Artyom ve Alyosha, bu ayıyla dakikalar boyunca savaştı ve sonunda ayının uçurumdan aşağı uçmasını sağladı. Daha sonrasında Artyom ve Alyosha, çelik bir halat sayesinde tepeden tren raylarına doğru gitti ve Aurora’ya ulaştı.

Kalbi atmayan, sessiz, ölü bir şehir:

Anna’yı kurtarmak ekibin ilk hedefi haline geldi. Miller ve Artyom, ekibi bir konu hakkında emir verici bir dille bilgilendirdi: Novosibirsk’te ilacı bulmaya yalnızca ikisi gidecekti. Novosibirsk, ölü şehir olarak geçiyordu zira şehirde hiçbir şekilde yaşam yoktu. Bunun nedeni, şehirde Moskova’dan katlarca fazla radyasyon olmasıydı. Ekibin diğerleri Aurora’yı güçlendirmek için parça ararken Artyom ve Miller adeta ölüm görevi için yola koyulmuştu.

Yüksek radyasyon ve tıkalı yollar, ikiliyi yeniden metroya inmeye zorladı. Metroda derine indikçe korkunç yüzleri akıllara kazınmış mutantlar da gün yüzüne çıkıyordu. Bunları  aşarak yollarına devam eden ikili, Kirill isminde bir çocukla tanıştı. Bu çocuk, yer altında yaşıyordu ve ikiliye bir ilacın güçlü bir anti-radyasyon etkisi gösterdiğini belirtti. Çocuk, metronun düşüşünden sonra yalnızca kendisinin ve babasının hayatta kaldığını belirtmişti.

Miller ve Artyom, çocuktan aldığı bilgilerle yola koyuldu ve ilacı bulmaya çalıştı. Artyom, çocuğun anlattığı yere gitti ve binanın derinlerine doğru harekete koyuldu. İlacı bulan Artyom’a devasa bir yaratık saldırdı. Onunla çatışırken ağır yaralanan Artyom, dışarı çıkmayı başardı ancak ağır yaralıydı. Bunun yanı sıra düştüğü yerde çok fazla radyasyon vardı ve hayatını kaybetmesi an meselesiydi.

Yalanlarla dolu bir hayat son buldu:

Miller, Kirill isimli çocuğu da alıp geri dönmüştü. Ağır yaralı bir şekilde yerde yatan Artyom’u buldu ve vana bindirdi. Miller, kendisine ayırdığı anti-radyasyon ilacını da Artyom’un üzerinde kullanarak büyük bir fedakarlık yaptı ve onu şehrin dışına çıkarmayı başardı. Ne yazık ki Miller, bu yaptığı fedakarlık nedeniyle direksiyonun başındayken hayatını kaybetti. Yalanlarla dolu bir hayat, yapılan son bir fedakarlıkla son bulmuştu.

Artyom uyandığında Miller’ın hareketsiz bedenini gördü ve onu vanın arkasına attı. Hala ağır yaralı olan Artyom, zor bela aracı kullanarak biraz daha ilerledi ve sonrasında bayıldı. Sabah uyandığında Aurora’nın sesi duyuluyordu. Ekip, Artyom’u, Kirill’i ve Miller’ın cansız bedenini bulmayı başarmıştı. Katya, Artyom’un acilen kan nakline ihtiyacı olduğunu söylüyordu zira Artyom’un vücudunda gezen şey artık kan değil, tam anlamıyla radyasyon olmuştu.

Saatler, süren kan nakillerinin sonucunda Artyom ayağa kalkmayı başardı. Ölüm döşeğindeyken gördüğü rüyalarda Miller ona dışardaki hayatın mümkün olduğuna inanmadığını ancak onun buna hazır olduğunu belirtiyordu. Artyom, rüyasında Miller’ın ona verdiği yere doğru Aurora’yı götürmeye başladı. Sonucunda Aurora Miller’ın söylediği yere ulaşmıştı ve gerçekten de bu alan, maskesiz ve korumasız yaşanabilecek bir yerdi. Artık geriye kalan tek görev, Metro’da mahsur kalan insanları dışarıdaki hayata geri döndürmekti.

Metro serisinin hikayesini detaylı bir şekilde incelediğimiz içeriğimizin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Şunu söylemekte fayda var: Metro romanlarıyla oyunlarının hikayesi neredeyse aynı olsa da romanlardaki son daha farklı. Dolayısıyla hem oyunu oynamanızı hem de romanları okumanızı tavsiye ediyoruz. Hikayesiyle büyüleyen Metro serisi hakkındaki fikirlerinizi yorumlar kısmında bekliyoruz.