Tümü Webekno

Kategoriler

Hakkımızda Yazarlar Ödüllerimiz Künye Gizlilik İletişim
  1. Webtekno
  2. Ürün

Nostaljik Bir Yolculuğa Hazır mısınız?: İşte Bir Dönemin “Gelecekten Gelmiş” Teknolojileri

Zamanında sahip olanın mahallede parmakla gösterildiği, bir dönemin gelecekten gelmiş dedirten teknolojilerini sizler için bir araya getirdik.

Nostaljik Bir Yolculuğa Hazır mısınız?: İşte Bir Dönemin “Gelecekten Gelmiş” Teknolojileri

Teknoloji dünyasının hızı bazen başımızı döndürse de geçmişe dönüp baktığımızda yüzümüzde tatlı bir tebessüm oluşturan o efsanevi cihazları unutmak mümkün değil çünkü birçoğu piyasaya çıktıkları dönemde sadece birer elektronik alet değil, âdeta bilim kurgu filmlerinden fırlamış mucizeler gibiydiler. Bugün cebimizde taşıdığımız akıllı telefonların yapabildiklerini düşündüğümüzde o eski dostlar biraz ilkel görünebilir fakat her biri kendi devrinin en büyük inovasyonu ve statü sembolüydü.

O günlerde kasetin kalemle geri sarıldığı, fotoğrafların banyodan çıkmasının beklendiği ve internete bağlanırken cızırtılı seslerin dinlendiği zamanlar, aslında bugünkü dijital konforumuzun temellerini atan en heyecanlı geçiş dönemleriydi. Şimdi gelin, bir zamanlar "uzay teknolojisi" muamelesi gören, sahip olanın mahallede parmakla gösterildiği ve hayatımızı kökten değiştiren o unutulmaz teknolojilere yakından bakalım.

Özgürlüğün sesi: Sony Walkman

2

Müzik dinleme alışkanlıklarımızı kökünden değiştiren Sony Walkman, piyasaya sürüldüğü andan itibaren gerçek bir devrim yarattı ve müziği evin dört duvarı arasından çıkarıp sokaklara taşıdı. O güne kadar müzik dinlemek için devasa müzik setlerine veya radyolara mahkûm olan insanlar için beline taktığı küçük bir kutuyla istediği şarkıyı istediği yerde dinleyebilmek inanılmaz bir lükstü.

Kulaklıkları takıp "play" tuşuna bastığınızda dünya ile bağlantınızın koptuğu o an, bireyselleşmenin de ilk adımlarından biriydi. Pillerin bitmemesi için kasetleri kalemle geri sarmak gibi ritüelleri olsa da Walkman bir nesle müziğin her an yanında olabileceği fikrini aşılayan, döneminin çok ötesinde bir özgürlük simgesiydi.

Evdeki bilgisayar çağı: Commodore 64

2

Eğer 80'lerde veya 90'ların başında çocuksanız, "gelecek" kelimesinin karşılığı muhtemelen o bej renkli klavye ve televizyona bağlanan Commodore 64 bilgisayardı. Bugünün devasa işlemcileriyle kıyaslandığında komik kalsa da o dönemde evinizin salonunda oyun oynayabilmek, kod yazmak veya basit işlemler yapmak insanlara sihir gibi geliyordu.

Kasetçalarla oyun yüklemeye çalışırken çıkan o meşhur cızırtılı sesler ve meşhur "kafa ayarı" yapmak için harcanan saatler, sabrın en büyük testiydi. Commodore 64, sadece bir oyun makinesi değil, aynı zamanda milyonlarca genci bilgisayar dünyasıyla tanıştıran ve bugünün yazılımcılarına ilham veren, zamanının çok ötesinde bir ev teknolojisiydi.

Anı yakalamanın büyüsü: Polaroid fotoğraf makineleri

2

Dijital fotoğrafçılığın ve Instagram filtrelerinin atası sayılabilecek Polaroid makineler, fotoğrafın sonucunu görmek için günlerce bekleme zorunluluğunu ortadan kaldırdığı için tam anlamıyla büyüleyici bir teknolojiydi. Deklanşöre bastıktan saniyeler sonra makinenin içinden çıkan o kare filmi elinize alıp, görüntünün yavaş yavaş belirmesini izliyordunuz.

Fotoğrafı sallayarak görüntünün daha hızlı oluşmasını beklemek ise o dönemin en popüler şehir efsanelerinden biri hâline gelmişti. Polaroid, anı dondurup hemen fiziksel bir çıktı alabilme özelliğiyle, o yıllarda insanlara teknolojinin ne kadar hızlı ve pratik olabileceğini kanıtlayan en somut ve "fütüristik" örnekti.

Cebimizdeki efsane: Nokia 3310

2

Cep telefonlarının sadece "alo" demekten öteye geçip bir yaşam tarzı hâline geldiği dönemin en büyük kahramanı şüphesiz Nokia 3310 modelidir. Antensiz tasarımı, avuca tam oturan yapısı ve değiştirilebilir renkli kapaklarıyla bu telefon, o dönemde herkesin sahip olmak istediği, sanki gelecekten gelmiş bir iletişim aracıydı.

Bugünün akıllı telefonları en ufak darbede kırılırken, Nokia 3310'un beton zemine düşüp parçalara ayrıldığında bile tekrar birleştirilip çalışmaya devam etmesi, ona haklı bir "ölümsüzlük" ünvanı kazandırdı. Şarjının günlerce bitmemesi ve efsanevi yılan oyunu (Snake) ile saatlerce vakit geçirilmesi, bu cihazı basit bir telefon olmaktan çıkarıp bir dönemin en ikonik teknolojik hatırasına dönüştürdü.

Oyun dünyasının taşınabilir çocuğu: Game Boy

2

Televizyona bağımlı kalmadan video oyunu oynamanın mümkün olduğunu gösteren Nintendo Game Boy, çocukların ve gençlerin rüyalarını süsleyen en büyük teknolojik oyuncaktı. O gri, kalın gövdesi ve yeşil-siyah monokrom ekranı, bugünün standartlarında çok basit görünse de o zamanlar cebinizde Tetris veya Mario oynayabilmek akıl almaz bir deneyimdi.

Dışarıda, arabada veya yatakta gizlice oyun oynamanın keyfi, ekranı görebilmek için doğru ışık açısını yakalamaya çalışmakla birleşirdi. Game Boy, oyun konsollarını devasa kutulardan çıkarıp avuç içine sığdırarak, mobil oyunculuğun gelecekte ne kadar büyük bir sektör olacağının ilk sinyallerini veren, zamanının ötesinde bir cihazdı.

Bileğimizdeki teknoloji üssü: Casio Databank

2

Akıllı saatlerin henüz bilim kurgu filmlerinde bile nadiren görüldüğü bir dönemde, Casio Databank serisi saatler kolumuzda taşıdığımız minik bir bilgisayar gibiydi. Üzerindeki minicik tuşlara basarak matematik işlemi yapmak, telefon numaralarını saatin hafızasına kaydetmek veya bazı gelişmiş modelleriyle televizyon kanallarını değiştirmek, o yıllarda çocukların kendini gizli bir ajan gibi hissetmesini sağlardı.

Sadece saati öğrenmek için değil, verileri depolamak ve yönetmek için kullanılan bu cihazlar, teknolojinin giyilebilir hâle gelmesinin ilk ve en havalı adımlarından biriydi. O dönemde okul sıralarında bir arkadaşınızın bileğinde bu saati görmek, onun teknolojiye ne kadar hâkim olduğunun en büyük kanıtı sayılırdı.

Dijital sorumluluk: Sanal bebek (Tamagotchi)

2

Doksanların sonlarında bir anahtarlık büyüklüğündeki yumurta şeklindeki cihaz, milyonlarca çocuğa ve gence dijital bir canlıyla bağ kurmanın ne demek olduğunu öğretti. Sanal Bebek ya da orijinal adıyla Tamagotchi, sadece piksellerden oluşan bir canlıyı beslemek, temizlemek ve onunla oyun oynamak üzerine kuruluydu ancak yarattığı duygusal bağ inanılmazdı.

Okulda ders aralarında gizlice cebinizden çıkarıp "ölmesin diye" beslediğiniz o minik yaratık, aslında bugünkü simülasyon oyunlarının ve dijital asistanların en ilkel atasıydı. Pili bittiğinde veya ilgilenilmediğinde "ölmesi", bir nesle sorumluluk bilincini ve teknolojik bir cihaza duyulan sevgiyi aşılayan garip ama unutulmaz bir deneyimdi.

Akıllı telefonların atası: PDA ve Palm Pilot

2

Bugün her işimizi hallettiğimiz akıllı telefonlar henüz icat edilmemişken, iş dünyasının ve teknoloji tutkunlarının elinde "Personal Digital Assistant" (Kişisel Dijital Yardımcı) yani PDA’lar vardı. Özellikle Palm Pilot gibi modeller, dokunmatik ekranı ve özel kalemiyle (stylus) not tutmayı, ajanda yönetmeyi ve e-postaları kontrol etmeyi mümkün kılarak o dönem için inanılmaz bir prestij sağlıyordu.

Kalemi ekrana dokundurduğunuzda hissettiğiniz o "geleceği yaşıyorum" hissi, kâğıt ve kalemin yavaş yavaş tarihe karışacağının habercisiydi. Cebe sığan bu ofisler, mobil teknolojinin sadece konuşmak için değil, hayatı organize etmek için de kullanılabileceğini kanıtlayan vizyoner cihazlardı.

Dünyaya açılan cızırtılı kapı: 56K Modem

2

Belki elle tutulur bir "oyuncak" değildi ama 56K modemlerin çıkardığı o kendine has, cızırtılı ve melodik bağlanma sesi, bir neslin hafızasına internetin sesi olarak kazınmıştır. İnternete girmek için telefon hattının meşgul olması gereken, bir fotoğrafın yüklenmesi için dakikalarca heyecanla beklenilen o günler, sabrın ve keşfetme arzusunun en yoğun yaşandığı zamanlardı.

"Dünya çapında ağ" kavramıyla evlerimize giren bu kutular, bilgiye ulaşmanın o dönemki en fütüristik yoluydu. Bağlantı kopmasın diye ev telefonunun açılmaması için verilen mücadeleler, bugünkü fiber hızındaki internetin kıymetini anlamamız için yaşadığımız tatlı ve zorlu bir geçiş süreciydi.

Devasa CD'lerin çağı: Lazer disk

2

Video kasetlerin (VHS) görüntü kalitesinin sorgulanmaya başladığı dönemde parıl parıl parlayan ve LP plak boyutundaki devasa CD’leri andıran lazer diskler, ev sinema sistemlerinde bir devrim gibi karşılanmıştı. Kaseti başa sarmak zorunda kalmadan filmin istediğiniz sahnesine atlayabilmek ve o güne kadar görülmemiş netlikte bir görüntü elde etmek, film tutkunları için uzay çağı teknolojisiydi.

Her ne kadar ömrü kısa sürse ve yerini DVD'lere bıraksa da o büyük ve parlak diskleri oynatıcıya yerleştirmek, analog dünyadan dijital dünyaya geçişin en estetik ve havalı sembollerinden biri olarak teknoloji tarihindeki yerini aldı.

Peki sizin asla unutamadığınız ve zamanında geleceğin teknolojisi olarak lanse ettiğiniz teknoloji neydi? Düşüncelerinizi aşağıdaki yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.

YORUMLAR

(1)
Yorumunuz minimum 30 karakter olmalıdır. (0)
toxipops 3 hafta önce
kapasitif disk vardı onu unutmuşsunuz...
Tüm yorumlar yüklendi (1 yorum)