66 milyon yıl önce yaşayan bir T-Rex'in vücudunda neler olduğunu bugün görebilmek kolay değil. Hele konu kan damarları gibi fosilleşmesi son derece güç dokularsa. Ancak dünyanın bilinen en büyük T-Rex fosili Scotty'nin kırık kaburgası, bu konuda nadir rastlanacak bir kayıt saklamış.
Kemiğin içinde mineralleşmiş bir damar ağı var. Üstelik bu damarlar, Scotty'nin yaşarken aldığı bir yaralanmanın ardından oluşmuş. Araştırmacılar, kemiği kesmeden yapının tamamını görüntülemeyi başardı.
İçerikten Görseller
Damar ağını koruyan "tuzlu bataklık" mucizesi

Scotty'nin kaburgası hayattayken kırılmış. Kırığın ardından vücut, hasarlı bölgeyi onarmak için harekete geçmiş ve burada yeni damarlar oluşmuş.
Fakat kemik tamamen iyileşmeden dinozor ölmüş. Ardından da tuzlu bir bataklık ortamına gömülmüş. Bu koşulların çürümeyi yavaşlatması, normalde çok daha erken kaybolacak damar yapısının korunmasına yardımcı olmuş olabilir.
Milyonlarca yıl sonra geriye yalnızca kırılmış bir kemik değil, o kemiğin iyileşmeye çalıştığı dönemin de izi kalmış.
Milyonlarca yıllık fosillere hasarsız "check-up"

İyi de kemiğin içindeki damarlar nasıl görüldü?
Araştırmacılar bunun için fosili kesmedi, delmedi veya başka bir şekilde zarar vermedi. Nötron ve X-ışını görüntüleme yöntemlerini birlikte kullandılar.
X-ışınları yoğun kemik dokusunu göstermede başarılı. Nötronlar ise hidrojen gibi hafif elementlere ve yumuşak dokulara karşı daha duyarlı. İkisini birlikte kullanınca kemiğin içindeki farklı yapılar birbirinden ayrılabiliyor. İnsan vücudunda röntgen ile MR'ın farklı dokuları göstermesi gibi.
Bu veriler bir araya getirildiğinde, damar ağı kemiğin içinde üç boyutlu olarak izlenebildi.
Müze raflarındaki fosiller yeniden incelenebilir

Scotty'nin kaburgası, bu yöntemle incelenebilecek tek fosil değil elbette. Araştırmacılar, aynı teknikleri başka fosillerde de denemek istiyor. Böylece farklı türlerin geçirdiği yaralanmalar ve iyileşme süreçleri karşılaştırılabilecek.
Müzelerde yıllardır duran pek çok fosilin içi ise hâlâ bilinmiyor. Artık bunun için fosili kesmek ya da zarar vermek gerekmiyor. Yeni görüntüleme yöntemleri, kemiğin içini olduğu gibi görmeyi mümkün kılıyor.