Hepimiz o efsanevi Nokia 3310 şakalarını duymuşuzdur ya da babaannelerimizin evindeki otuz yıllık buzdolabının hâlâ tıkır tıkır çalıştığına şahit olmuşuzdur. Günümüzde ise aldığımız son model bir telefonun ekranı ufacık bir darbede tuzla buz olabiliyor veya garantisi biter bitmez cihaz yavaşlamaya başlıyor.
Peki, bu durum sadece bizim nostaljik hislerimizin bir oyunu mu yoksa eski teknoloji ürünleri gerçekten günümüzdekilerden daha mı sağlamdı sorusu hepimizin aklını kurcalıyor. Gelin, bu konuyu biraz eşeleyelim ve mühendislikten pazarlama stratejilerine kadar işin arka planına birlikte bakalım.
Hayatta kalma yanılgısı

Aslında bu konuyu konuşurken düşülen en büyük hatalardan biri "hayatta kalma yanılgısı" dediğimiz durumdur. Biz bugün sadece bozulmadan günümüze kadar gelebilmiş o tank gibi cihazları görüyoruz ve geçmişteki her şeyin mükemmel olduğunu sanıyoruz. Oysa o dönemde de üretilen, çabuk bozulan ve çoktan çöplüğü boylayan binlerce kalitesiz ürün vardı ama biz onları hatırlamıyoruz çünkü onlar tarihin tozlu sayfalarına karıştı.
Yine de inkar edilemeyecek bir gerçek var ki, eski cihazlar genellikle daha az karmaşık yapıdaydı ve bu da bozulma ihtimallerini matematiksel olarak düşürüyordu. Yani sadece sağlam olanları gördüğümüz için genel bir kalite algısı oluşuyor ancak bu algının altında yatan teknik sebepler de yok değil.
Mekanik vs. dijital

Eski ürünlerin daha dayanıklı hissedilmesinin temel sebeplerinden biri o dönemdeki teknolojinin sadeliğinden kaynaklanıyor. Mekanik parçaların ağırlıkta olduğu, yazılımın neredeyse hiç olmadığı veya çok basit düzeyde kaldığı cihazlarda hata verecek nokta sayısı oldukça azdı. Bugün cebimizde taşıdığımız akıllı telefonlar ise milyonlarca transistör, hassas sensörler ve oldukça narin cam panellerden oluşuyor.
Dolayısıyla eski bir çamaşır makinesi ile günümüzün Wi-Fi bağlantılı, dokunmatik ekranlı makinesini kıyaslamak, bir tank ile son model bir spor arabayı kıyaslamaya benziyor. Biri zorlu koşullara ve darbelere dayanmak için diğeri ise yüksek performans, hız ve konfor sunmak için tasarlanmıştır.
Planlı eskitme gerçeği

İşin bir de hepimizin şüphelendiği ekonomik ve ticari boyutu var ki buna endüstride "planlı eskitme" diyoruz. Eskiden üreticiler bir ürün sattığında onun "evladiyelik" olmasını, yani yıllarca kullanılmasını bir gurur kaynağı olarak görürlerdi ve pazar bu kadar doymuş değildi ancak günümüzde teknoloji devleri, şirketlerin karlılığını sürdürebilmesi ve çarkların dönmesi için tüketicilerin sürekli yeni ürünler almasını istiyor.
Bu strateji nedeniyle pillerin ömrü belirli bir şarj döngüsüyle sınırlandırılıyor, gelen yazılım güncellemeleri eski donanımları zorluyor ve tamir masrafları yenisini almaktan daha pahalıya patlıyor. Yani aslında mühendisler istese bugün de çok daha sağlam cihazlar yapabilirler ama bu durum şirketlerin hızlı tüketim odaklı satış stratejilerine pek uymuyor.
Tasarım tercihleri

Eski cihazların ömrünü uzatan en büyük etkenlerden biri de kesinlikle tamir edilebilir olmalarıydı. Eskiden bir radyo, televizyon veya tost makinesi bozulduğunda içini açıp basit bir lehim yapmak ya da standart bir parçayı değiştirmek mümkündü. Bugün ise modern cihazlarda su geçirmezlik, estetik kaygılar veya incelik uğruna vidalar yerine güçlü endüstriyel yapıştırıcılar kullanılıyor.
Bir parçayı değiştirmek için cihazı kırmadan açmak neredeyse imkansız hâle geliyor ve bu kapalı kutu tasarımlar bizi mecburen yeni bir ürün almaya itiyor. Sonuç olarak eski teknolojiler gerçekten de fiziksel olarak daha dayanıklıydı ancak günümüz teknolojisi de bize sağlamlıktan feragat etmemiz karşılığında inanılmaz bir hız ve yetenek sunuyor.

