Sanat Tarihinde İz Bırakan 10 Ünlü Kadın Portresi ve Arkasında Yatan Hikayeleri

10
1
1
0
0
Tarihte birçok ressamın sayılamayacak kadar çok ünlü portresi ve eseri mevcut. Bu yazımızda ise bu eserler arasında kendilerini en çok belli etmeyi başaran ve tarihte iz bırakan kadın portrelerinden birkaçını listelemeye karar verdik.

Sanatın her dalı kendince birçok zorluğa sahip. Tabii ki ressamlık da bu durumdan payını alıyor. Bazı eserlerin ortaya çıkması günler hatta aylar sürebiliyor. Fakat karşılığında elde ettikleri ün ve popülerlik de buna eş değer oluyor.

Fakat bazı eserler üzerinden seneler geçse bile kendisi hakkında konuşturmaya devam edebiliyor. Kadın portreleri ise bu konuya oldukça iyi bir örnek. Bu yazımızda sanat tarihinde adından sıklıkla bahsettiren ünlü kadın portrelerini bir liste haline getirdik.

Tarihte iz bırakan ünlü kadın portreleri:

Mitolojik temasıyla: Birth of Venus

Birth of Venus

Sandro Botticelli’nin Birth of Venus (Venüs’ün Doğuşu) eseri yaratılan en ikonik ve kendine has kadın portrelerinden biri olarak kabul ediliyor. Mitolojik bir temayı ele alan eser, tanrıça Venüs’ün doğumundan sonra bir deniz kabuğunun üstünde kıyıya vardığı zamanı tasvir ediyor. Sol tarafında rüzgar tanrısı Zephyr nefesiyle esintiler yaratıp kendisine yardım ederken sağ tarafında üç küçük Yunan tanrıçasından biri olan Bahar Hora’sı ise karaya çıktığında Venüs’ün üstünü örtmek için bekliyor.

Tarihin en gizemli tablolarından biri olan: Mona Lisa

Mona Lisa

Rönesans temasını en ince ayrıntısına kadar yansıtmayı başaran Mona Lisa, tarihteki en ünlü kadın tablolarından bir tanesi. 1506’da Leonardo Da Vinci tarafından yapılan bu eser, Francesco del Giocondo adında bir asilzade ile evli olan Lisa Gherardini adlı bir kadına ait. Eserlerinde doğa ve insan arasındaki ilişkiyi yansıtmayı seven Da Vinci, aynı temayı Mona Lisa üzerinde de uygulayıp saçlarının dalgalanmasını nehirler ve dağlar ile oldukça doğal bir şekilde birleşmesini sağlamış. Mona Lisa’nin gizemli bakışı ve gülümsemesi ise onu bu kadar ünlü yapan ve üstüne konuşulmasını sağlayan detaylardan bir tanesi.

Hollanda’nın Mona Lisa’sı: Girl With a Pearl Earring

Girl With a Pearl Earring

Hollanda’nın en ünlü sanat eserlerinden biri, güzel aydınlatması ve ince hatlarıyla bilinen Girl With a Pearl Earring portresidir. Tablonun ünü Hollanda dahil olmak üzere dünya üzerinde o kadar çok yayılmıştı ki bu durum eserin “Hollanda’nın Mona Lisa’sı” gibi birçok farklı isimde anılmasını sağladı. Fakat 20. yüzyılın sonlarında doğru küpelerin tanınması ve popüler olması sebebiyle İnci küpeli Kız olarak isimlendirildi.

Kadın portrelerinin değişimi: Portrait of Dora Maar

Portrait of Dora Maar

1938 yılında Picasso, kadın portre temasında dönüm noktası olarak kabul edilen ve kadınların nasıl tasvir edileceği konusunda bir değişim yaratacak olan Dora Maar’ın portresini yaptı. Bu portreyi yaparken de Yugoslavyalı bir fotoğrafçı olan Dora Markovic’i modeli olarak kullandı. İkili tanıştığında ortaya çıkacak olan portrenin bu denli büyük olacağını kim tahmin edebilirdi ki? Dora’nın sandalyede otururken verdiği poz özellikle yüz kısmında ortaya çıkıyor. Picasso’nun çalışmalarındaki en ayırt edici özelliklerinden biri olan önden ve profilden gözüken bir görünüm bu tablo da oldukça net bir şekilde ortada. İzleyiciye eserin her açısından bir görünüm sunarak gerçekçiliği de elinde tutmayı başarıyor.

Bir annenin portresi: Whistler’s Mother

Whistler's Mother

James McNeill Whistler’ın günümüzde popülerliği ile en kolay tanınan portrelerinden biri olan Whistler’s Mother, gerçekten kendi annesini model olarak kullanıp ortaya çıkardığı bir eser. Eserin amacı ise oturan kişiyi bir anne edasıyla tasvir etmekti. Eserde sıklıkla kullandığı gri ve siyahın tonları yansıtılmak istenen havayı çok daha iyi bir şekilde veriyor. Annesi Anna McNeill Whistler, portrenin yapıldığı sıralarda 60’lı yaşlarının sonundaydı ve modellik için sürekli ayakta durmak çok yorucu olduğu için kendisi otururken resmedildi.

Bir gezinti teması: Woman With a Parasol

Woman with a Parasol

Woman With a Parasol (Şemsiyeli Kadın), Argenteuil’in rüzgarlı bir gününde karısını ve oğlunu çayırda yürürken canlandırıyor. Aynı zamanda gezinti temasını da yansıtan portre Claude Monet’in tipik izlenim tarzını güzel bir şekilde örneklendiriyor. Resmin spontane havası açık havada boyanılmış olabileceğini düşündürüyor. Resmin yapıldığı zamandan yaklaşık 10 yıl sonra Monet bir sonraki karısının kızı Suzanne Monet’i kullanarak iki farklı esere daha imza attı.

Bir zamanlar ikindi çayı içmek varlık göstergesiydi: The Cup of Tea

The Cup of Tea

1800’lü yıllarda ikindi çayı içmek daha varlıklı kadınların rutini olan bir etkinlikti. Marry Cassat ise 1881’de The Cup of Tea (Çay Fincanı) resmini, gündelik hayatı olduğu gibi tasvir etme arzusunun bir örneği olarak yaptı. Ailesinin geri kalanıyla ayrı düşse de Cassat, ilerleyen zamanlarda kız kardeşi Lydia’yı birçok eserinde model olarak kullanmaya devam etti. Cassat’ın eserleri genellikle parlak fırça darbelerini ve zıt renkleri ile göze çarpıyordu. Kullandığı bu detaylar ise eserine kendi izlenimini katıyordu.

Cesurca yapılan bir portre: The Portrait of Madame X

The Portrait of Madame X

The Portrait of Madame X (Madam X’in Portresi), kendi zamanında tartışmaya yol açan eserlerinden bir tanesi. Çünkü eserde öne çıkan pozun cinsel açıdan oldukça kışkırtıcı olduğu öne sürülmüştü. Bu durumu onaylayan kişi sayısı ise bir hayli çoktu. John Singer Sergent, başı profil şeklinde boyarken vücudu oldukça cesur bir şekilde ön plana çıkacak bir biçimde boyadı. Modelde kullanılan siyah saten elbise ise etkileyiciliği hem gizleyen hem de öne çıkartan bir detay olmuştu.

İtalyan Rönesansının sanata yansıması: The Crystal Ball

The Crystal Ball

John William Waterhouse, İtalyan Rönesansının da bir etkisi ile birlikte 1902 yılında The Crystal Ball (Kristal Küre) eserini yaptı ve aynı yıl eser Kraliyet Akademisi’nde sergilendi. Eserde yatay ve dikey çizgilerin birbirleriyle uyumlu bir biçimde kullanılması ön plana çıkarken, Gotik dönemle karşılaştırdığımızda bu dönemin mimarisinde kullanılan duvar kemerleri farkını gösteriyor.

Renklerin dansı: Woman with a Fan

Woman with a Fan

Renk paletinin dolgun kullanımıyla ön plana çıkan Woman With a Fan (Yelpazeli Kadın), Gustav Klimt tarafından yapılan bir eser. 'Renklerin Coşkusu' olarak da bilinen bu eser, ahşap baskı estetiğini başarılı bir şekilde temsil ediyor ve Japon temasının çoğunu da yansıtıyor. Sanatçının sanat yolculuğunun ne noktalara geldiğini mükemmel bir şekilde temsil eden resim, dekoratif ve ince dokunuşlara da sıklıkla yer veriyor.

10
1
1
0
0
Emoji İle Tepki Ver
10
1
1
0
0