YouTube’da tam ihtiyacınız olan o video karşınıza çıktığında ya da Instagram’da tam da almayı düşündüğünüz o ayakkabının reklamını gördüğünüzde, "Telefonum beni mi dinliyor?" diye düşünmüş olabilirsiniz. Ancak gerçek şu ki algoritmalar sizi dinlemekten çok daha etkili bir şey yapıyor: Sizi tahmin ediyorlar.
Dijital dünyada bıraktığınız her iz, izlediğiniz her saniye ve hatta bir gönderinin üzerinde ne kadar durakladığınız aslında birer veri. Bu içeriğimzide algoritmaların bizi bizden daha iyi tanıyacak seviyeye nasıl geldiğini inceliyoruz.
Veri ayak izlerimiz

İnternete bağlı olduğunuz her an, aslında dijital bir iz bırakıyorsunuz. Algoritmalar için sadece bir isim veya e-posta adresi değilsiniz, binlerce farklı veri noktasının birleşimisiniz. Bir videoyu sonuna kadar izlemeniz ilgi gösterdiğiniz anlamına gelirken hemen geçtiğiniz bir içerik “ilgilenmiyor” olarak nitelendirilebiliyor. Konum verileriniz, alışveriş geçmişiniz ve daha birçok farklı unsur eğilimlerinizi tahmin etmek için kullanılabiliyor.
Diğer kullanıcıların etkisi

Algoritmaların en büyük güçlerinden biri de sizi diğer kullanıcıların verisiyle kıyaslamasıdır. Örneğin sizinle aynı müzik zevkine sahip binlerce kişi, A şarkısından sonra B şarkısını dinlemişse, algoritma sizin de B şarkısını seveceğinize karar veriyor. Böylece size seveceğiniz önerileri yapabiliyor.
Derin öğrenme

Tıpkı insan beynindeki nöronlar gibi katmanlı bir yapıya sahip olan yapay sinir ağları, karmaşık verileri analiz edebiliyorlar. Bir algoritma, sizin hangi türde videoyu içinde neler olduğunda sevdiğinizi, hangi saatte izlemeye daha meyilli olduğunuzu öğrenebiliyor. Böylece sizi iyice tanıyıp doğru önerileri yapıyor.
Sonuç olarak, algoritmaların bizi bu kadar iyi tanıması bir mucize değil, devasa bir veri işleme kapasitesinin sonucu diyebiliriz. Yapay zekâ sistemlerinin her gün daha da gelişmesiyle algoritmaların da çok daha üst seviyeye çıktığını söyleyebiliriz.