• Bugün İnternet Olarak Bildiğimiz Şey Nasıl Ortaya Çıktı?
78
21
5
1
1
Bundan tam 49 Yıl önce, takvimler 29 Ekim 1969’u gösterdiğinde Kaliforniya Üniversitesi ve Menlo Park’taki SRI International şirketinin laboratuvarı arasında ilk kablolu veri transferi gerçekleştirildi. Bu bağlantı dünyayı kökünden değiştirecek bir buluşun ilk adımıydı. TeknoTarih’in yeni bölümünde, internetin ortaya çıkış hikayesine yakından bakıyoruz.

Bugün dünyayı en çok değiştiren buluşlar arasında internet, zirvenin açık ara sahibi. Öyle ki artık hayati bir ihtiyacımız haline geldi. Belki günlük yaşamınız içerisinde internete çok ihtiyaç duymuyor, bu ihtiyacı kendi kişisel yaşamanızla bağlaştıramıyorsunuz. O halde şöyle açıklayalım: Tüm dünyada aniden elektrikler kesilse, büyük bir kaos ortamı ortaya çıkar. Bu kaosun dolaylı yoldan tetikçisi ise internetin yokluğu olur. Neden mi? Günümüz küresel finans dünyasındaki para miktarının sade %10’unun kağıda basıldığı söyleniyor. Kalan para veriler halinde dijital ortamlarda bunuyor. Para göndermek istediğinizde veri gönderiyorsunuz. 

Veriler veriler... Herkese yeteri kadar anlamlı gelmiyorlar. Bu nedenle interneti, yerleşik hayata geçen insanlığın tarım yapmak için açtığı su kanallarına benzetin. Bütün dünyanın bir tarla olduğunu, istediğiniz her şeyi ekebilidiğinizi, ektiğiniz şeylerin kolayca filizlendiğini, hatta asla kurumadıklarını düşünün... Tüm dünyanın geleceği artık internete bağlıyken siz onu ne kadar tanıyorsunuz?

İnternetin tarihine olabildiğince kısa notlarla değindiğimiz yeni TeknoTarih bölümüne hoş geldiniz. Sözü daha fazla uzatmadan, bu yazıyı okumanıza vesile olan teknolojinin kökenlerine hep birlikte bakalım:  

1728: Evet, o kadar geçmişe gidiyoruz. 

Londra’da yaşayan bir harita sanatçısı sanatçısı Ephraim Chambers, “Evrensel Sanat ve Bilim Sözlüğü” adında bir ansiklopedi hazırlayıp yayınlar. Chambers, bu kitap içerisinde insanlığa dair var olan tüm bilgileri ve bileşenleri açıklamaya, onları bir araya getirmeye çalışır. Amacı o güne kadar yapılmamış bir bilgi kaynağı oluşturmaktır. Bu size bir yerlerden tanıdık geliyor mu? 

1910: Temel yapıtaşları  

Belçika’da yaşayan avukat Paul Otlet ve bibliyografyacı Henri La Fontaine, dünyanın ilk bilgi merkezi için bir depo tasarladılar. Bu depoda 15 milyondan fazla dizin kartı, 100 bini aşkın dosya ve milyonlarca görüntü barındırılıyordu. 1934 yılına geldiğimizde avukat Otlet, gelecekte insanların birbirlerine bağlanabilen mekanik beyinlere sahip olacağını söylüyordu. Hatta kendisi, bu bağlantının da radyo sinyalleri ile kablosuz olarak gerçekleşeceğini öngörmüştü.  

1936: Bilim kurgu gerçeğin ilk aşamasıdır

Görünmez Adam ve Dünyalar Savaşı gibi bilim kurgu kültlerinin yazarı, füturist Herbert George Wells (H.G. Wells), tüm insanlık bilgisine, dünyanın her yerinden ulaşılabileceğini yazdı. Dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir zamanda, herhangi bir öğrencinin, örneğin ders çalışmak için bu ortamı kullanabileceğini söyledi. Welss, bu bilgi merkezini bir depoya benzetiyordu. İnternet yoktu, ancak düşüncesi oluşmaya başlamıştı. 

1945: Önce araç lazım

Bilim insanı Vannevar Bush, günümüzün bilgisayarlarının temeli olarak varsayılan bilimsel bir argüman ortaya koydu. Teorik olarak tasarladığı ve Memex adını verdiği bir bilgisayar üzerine makale yazmıştı. Bu bilgisayarın özellikleri arasında kablosuz ya da kablolu bağlantılar, yazı ve metin alışverişi, ses analizi ve sesle yazma gibi kavramlar da vardı. Elbette teoride kaldı, ancak çok kısa bir süre için. 

1951: Dünyayı değiştiren bir anne

Sonradan dünyanın adını duyacağı Tim Barners-Lee'nin annesi Mary, o yıllarda Manchester Üniversitesi’ne gidiyordu. Mary, ticari olarak satılan ilk genel amaçlı bilgisayar Ferranti Mark 1’i geliştiren ekipte yer alıyordu. Tim’in babası da Ferranti adına çalışıyordu, Tim daha küçük yaşlarında bilgisayar dünyasıyla tanışmıştı.  

1957: İnsanoğlu tembeldir

Desk Set adında romantik-komedi türündeki film, günümüzde yapay zekalar ekseninde yürütülen bir tartışmanın sinemadaki ilk durağı oldu. Katharine Hepburn tarafından canlandırılan kütüphanecilikle uğraşan bir karakter, “İşimizi yapacak bir makine icat edemiyorlar, çünkü burada çok fazla şey var” sözlerini sarf etti. Bugün dünyanın en büyük kütüphanesi Wikipedia’da kütüphaneci çalışmıyor.  

1960: Bilim kurgudan bilime

J.C.R. Licklider adında bir araştırmacı, geniş bant ağlarla birbirlerine bağlı olan makinelerin arasında iletişimi ve bilgi alışverişini açıkladığı bir makale yayınladı.  

Bir başka bilim insanı Paul Baran, bir tür ağı tanımlayan bilimsel makalesini yayınladı. Bahsettiği ilk konu, her türlü bilgiyi bir ağ üzerinden, güvenli şekilde aktarmak için kullanılan yöntemlerden birisiydi. Aynı yıl, aynı fikir İngiltere’nin Ulusal Fizik Laboratuvarı (NPL) görevlisi Donald Davies tarafından da ortaya atılmıştı. Baran kendi teknolojisinde birimleri “mesaj blokları” olarak, Davies ise “paket” olarak tanımladı.  

1962: Devlet desteği, ilk resmi adımlar

İki yıl önce birbirlerine bağlanan bilgisayarlarla veri transferi yapılması için ilk kapsamlı çalışmaları yürüten J.C.R. Licklider, ABD Savunma Bakanlığı’nın İleri Araştırma Projeleri Ajansı’na atandı. Ajansın içerisinde Licklider’in müdürü olarak görev yapacağı Bilgi İşlem Teknolojileri Ofisi kuruldu. Licklider, zamanla buradaki çalışma arkadaşlarını “galaksiler arası bilgisayar ağlarının üyeleri” olarak hitap ediyordu. Biz bu kurumun adını daha çok ARPA olarak duyuyoruz. 

1964: Bilim kurgu gerçeğin ilk aşamasıdır (2)

Vakıf gibi bilim kurgu edebiyatının temel eserlerinden sayılan bir romanın yazarı Isaac Asimov, Ağustos ayında New York Times gazetesindeki köşesine şöyle yazdı: 

“1964 Dünya Fuarı’nda IBM tarafından üretilen Rusçadan İngilizceye çeviri yapan bilgisayarı gördüm. Makineler bugün bu kadar akıllandıysa, 50 yıl sonrasını düşünemiyorum. Robotların beyinleri olarak kullanılacak, minyatürleştirilmiş bilgisayarlar olacak. Telefon ettiğiniz kişiyi duymakla kalmayıp, göreceksiniz. Ekranlarda aradığınız kişilerin bilgilerini, fotoğraflarını inceleyecek, kitaplar okuyacaksınız”  

1965: Bilginin dönüşümü

Bilim insanı Ted Nelson, bugün ekranlarda metinleri ve medya dosyalarını görüntülememezi sağlayan teknolojilerin üzerine bir makale yazdı. İlk defa “hpertext (hiper metin)” ve “hypermedia (hiper medya)” terimleri kullanıldı. Bu makalede anlatılanlar hala geçerliliğini koruyor.  

Aynı yıl MIT araştırmacıları Larry Roberts ve Thomes Merrill devreye girdi. Ekip, ABD’nin Massechusetts eyaletindeki Lincon Laboratuvarı’nda bulunan TX-2 adındaki bilgisayarı, Kaliforniya eyaletindeki Q-32 olarak bilinen bir bilgisayara telefon hattıyla bağladılar. Veri hızı saniyede 2.4 kilobayt ile sınırlıydı. Bu bağlantı, iki bilgisayar arasındaki ilk geniş ağ bağlantısı olarak tanımlanıyor.  

1966: ARPAnet ve yeni nesil bilgi

ARPA’nın bilgi işlem teknolojileri konusunda temellerini atan Licklider’ın yerine Robert Taylor getirildi. Taylor, ARPA bünyesindeki bütün bilgisayarları birbirlerine bağlayacak olan ARPAnet projesini önerdi.  

Bir yıl sonra, ARPA’ya bağlı olan ve Michigan’da yer alan Ann Arbor ofisinin araştırmacılarından Larry Roberts, tek bir bilgisayarın merkezi ağa sahip olması yerine, dağıtılmış bir ağ teknolojisi önerdi. Bu teklifi, bazı akıllı bilim insanları tarafından kabul edilmedi. Roberts, bir başka araştırmacı Wasley Clark ile çalışmaya devam etti, günümüz ağ dönüştürücülerinin temelleri atıldı.  

Aynı yıl Ted Nelson tarafından geliştirilen “hypertext” teknolojisi, NASA’ın Apollo uzay programı için dokümantasyon alışverişinde kullanılan Hiper Metin Düzenleme Sistemi’ne dönüştürüldü.   

Yine aynı yıl çalışmalarına devam eden Larry Roberts, “çoklu bilgisayar ağları ve bilgisayarlar arası iletişim” teknolojisini sundu. Bu teknoloji merkezi bir sisteme kıyasla daha verimliydi. Bulut teknolojilerini Roberts’in inadına borçluyuz. Aynı yıl, ARPAnet’te kullanılmak üzere geliştirilen bağlantı hızı 2.4 kbps’den 50 kbps’ye yükseltildi.  

1968: Dünya değişmeye başlıyor

ARPA, çok sayıda bilgisayarın birbirine bağlandığı ağ teknolojisi üzerine geliştirilen Arayüz Mesaj İstemcisi için 140 farklı şirkete bildiri gönderdi, 1 milyon dolarlık sözleşme imzalandı. Daha sonra bilim insanı Doug Engelbart, ilk tam işlevsel, çok sayıda kullanıcının denetimine açık olan bir sistem geliştirdi. Bu sistem NLS olarak biliniyordu ve kullanıcıların belgeler üzerinde değişiklik yapmalarına, notlar eklemelerine, dosya paylaşmalarına izin veriyordu. 

Yine 1968’de Andries van Dam adındaki bir araştırmacı, Dosya Alma ve Düzenleme Sistemi adında bir teknoloji geliştirdi. Sistemin farklı bilgisayarlar üzerinde çalışmasını sağlamak, yazılım tabanlı çözümler için geliştiriciler konseptler üretmeye başladılar.   

1969: İlkler unutulmaz

Steve Crocker, internetin gelişimi için temel taşlardan birisi olarak anılan kullanıcı isteğine bağlı bilgi girişini fikir olarak sundu. Bu teknolojiye RFC1 adı verildi.   

2 Eylül 1969’da ilk Arayüz Mesaj İstemcisi (IMPs) Kaliforniya Üniversitesi’nde yer alan SDS Sigma-7 ana bilgisayarıyla çalıştırıldı. Bundan yaklaşık 7 hafta sonra, 29 Ekim’de, Kaliforniya Üniversitesi’nden SRI International şirketinin bir bilgisayarına veri aktarımı gerçekleşti. Karşılıklı olarak birkaç deneme yapıldı. Yıl sonuna kadar ARPAnet’e bağlı olan bilgisayar sayısı 4’e çıktı. 

1971: İlk bilgisayar virüsü

Deneysel olarak tüm ARPAnet bilgisayarlarında kendisini kopyalayan ilk bilgisayar virüsü Creeper oluşturuldu. 

Aynı yıl telif hakkı olmayan yazılı metinlerin elektronik ortama taşınmaları için ilk adımlar atıldı. Michael Hart’ın başlattığı Gutenberg Projesi’yle ABD’nin Bağımsızlık Deklarasyonu, sistemdeki tüm bilgisayarlarla paylaşıldı.  

Yine aynı yıl e-posta kavramının temelleri atıldı. Ray Tomnilson bu sistemin kodlarını yazan ilk kişiydi. ARPAnet’e bağlı olan iki bilgisayar arasında ilk e-posta trafiği başladı. 1973 yılına geldiğimizde, ARPAnet üzerindeki trafiğin 4’te 3’ünü e-postayla oluşturmaya başladı. 

1974: ARPAnet’in sonu, kıtalararası internetin başlangıcı

Mayıs ayında İletim Kontrol Protokolü / İnternet Protokolü olarak bilinen TCP/IP adından bir sistem için ilk adımlar atıldı. Yeryüzündeki ARPAnet benzeri tüm sistemler, kendisi dahil TCP/IP’ye bağlandı.   

1980: WWW

Tim Barners Lee’yi hatırladınız mı? O küçük çocuk büyüdü, CERN’de yazılımcı olarak çalışmaya başladı. Lee, bu işinde geliştirdiği yazılımlardan ilham alarak, dünyanın geleceğini kökünden değiştirecek, internetin kapılarını herkese açacak bir teknoloji üzerinde çalışmaya başladı.  

1983: Kişisel bilgisayar çılgınlığı, DNS

 

Yetişkin insanların küçük bir kısmı, o zamanlar çok pahalı olan kişisel bilgisayarlara sahip olmaya başladılar. Öyle ki ABD’deki yetişkinlerin yalnızca %1.4’ü 1983’te internete bağlanabiliyorlardı.  

Aynı yıl Kaliforniya Üniversitesi’nde görev yapan Paul Mockapetris, Alan Adı Sistemi’ni, yani DNS’i geliştirdi. Artık internette dağıtılan herhangi bir kaynak için adlandırma sistemi gerekiyordu. 

1985: “.com” 

İlk ticari internet alan adı, ABD’li şirket Symbolics Inc tarafından “symbolics.com” olarak tescil edildi.   

1987: Apple

Macintosh bilgisayarlarıyla ticari olarak büyük başarı yakalayan Apple, kendi Hypertext uygulaması olan Hypercard’ı piyasaya sürdü. Bugünün Mac’lerinde bu özellik Spotlight olarak adlandırılıyor.   

1988: Siber saldırı

Cornell Üniversitesi’nde bilgisayar bilimi üzerine yüksek lisans yapan Robert Tappan Morris, tarihin ilk solucan virüsü Morris’i geliştirdi. İnternet üzerinden çok sayıda bilgisayara bulaşan bu virüs, o günlerde ağlara bağlı olan bilgisayarların %10’ununu etkisi altında bıraktı. Morris 1986 yılında bilgisayar dolandırıcılığı ile yargılanan ilk kişi oldu. Kendisi bugün MIT’de profesör olarak görev yapıyor. 

1990: İnternet tarayıcısı, internet sitesi ve arama motoru

Tim Barners-Lee, WorldWideWeb adında bir tür tarayıcı/istemci programı için kod yazmaya başladı. Lee’nin geliştirdiği, tarihin ilk web tarayıcısı oldu.  

İnternetteki bilgileri tarayan ilk arama motoru Archie, o zamanlar McGill Üniversitesi'nde araştırmacı olarak görev yapan Alan Emtage tarafından geliştirildi.  

Aralık ayında CERN’e bağlı olan ilk internet sitesi “nxoc01.cern.ch” yayınlandı. 

1992: Ortam renkleniyor

Tim Barners-Lee, CERN’deki ofisindeki 4 meslektaşının kurduğu pop müzik grubunun ilk fotoğrafını internete yükledi.   

Bir yıl sonra Netscape Navigator adında bir internet tarayıcısının yeni versiyonu kullanıma sunuldu. Bu tarayıcı, genel pazarın %90’ını ele geçirdi. World Wide Web’e rakip doğmuştu. Netscape Navigator ücretli olunca rekabet ortadan kalktı. 

1993: Reklamlar 

Mayıs ayında O’Reilly Digital Media adında bir şirket, ilk ticari ve tıklanabilir internet reklamı sunan internet sitesi Global Netwoek Navigator’u yayınladı.  

Aynı yıl Cambridge Üniversitesi’nde tarihin ilk Webcam’i internet ortamına bağlandı:

İnternet artık bilginin formunu iyiden iyiye değiştirmeye başladı. Ansiklopediler beyinse, internet aklın ta kendisi olmuştu.  

Tüm bunlara rağmen insanların önemli bir kısmı hala interneti duymamışlardı bile. Sonraki 1 yıl içerisinde kişisel internet kullanımında patlama yaşanacaktı. Nedeni ise aşağıda: 

1996: Nokia

İçerisinde bir internet tarayıcısı olan ilk cep telefonu Nokia 9000 piyasaya sürüldü.  

Aynı yıl, günün birinde sizi sinirden küplere bindirecek olan ilk pop-up reklamı yayınlandı.   

1998: Google

Google yayın hayatına başladı. 26 milyon internet sitesini dizininde barındırıyordu.  

2001: Herkes eşittir

Tim Barners Lee ve ekibi, Semantic Web olarak bilinen, bilginin bilgisayarlar tarafından daha kolay anlaşılmasını sağlayan bir teknoloji geliştirdiler.  

2007: Seçimler, Wikipedia

Estonya, internet üzerinden seçim düzenleyen ilk ülke olarak tarihe geçti  

Aynı yıl Wikipedia’nın kullanım oranları yükselmeye başladı. 

Google’ın listelediği internet siteleri ve uzantılarının sayısı 2008’e gelmeden 1 trilyonu buldu.  

2012: E-Ticaret

Aralık ayında dünya çapındaki e-ticaret miktarı 1 trilyon dolara ulaştı.   

2014: İlişkiler

18 ve 29 yaş arasındaki internet kullanıcılarının yarısına yakını, ciddi bir ilişki kurmak için internete güvendiğini söylüyorlar. Aynı yıl internet kullanıcısı sayısı 3 milyara ulaşıyor.  

2018:

Bugün dünya çapında 4 milyarı aşkın internet kullanıcısı var. Ülkemizdeki internet kullanıcılarının sayısı 56 milyon. Sosyal medya ve video platformları, internette geçirilen vaktin çok önemli bir bölümüne sahipler. 

TeknoTarih’in yeni bölümünde görüşene kadar, kendinize çok iyi bakın.

Kaynaklar: Sciencenode, Forbes, Intenet Society

78
21
5
1
1
Emoji İle Tepki Ver
78
21
5
1
1