Tümü Webekno

Kategoriler

Hakkımızda Yazarlar Ödüllerimiz Künye Gizlilik İletişim
  1. Webtekno
  2. Donanım Haberleri ve İçerikleri

Her Gün Elimizde Ama Adını Hiç Sorgulamıyoruz: Bilgisayar Faresine Neden “Fare” Diyoruz?

Webtekno'yu Google'a ekleyin

Bilgisayar faresinin adı, ilk modellerin küçük gövdesi ve arkasından çıkan kablosunun gerçek bir fareyi andırmasıyla ilişkilendiriliyor. Ancak bugün milyonlarca kişinin kullandığı bu cihazın hikâyesinde Douglas Engelbart'ın prototipinden “mouse” kelimesinin ilk kez belgelere girmesine kadar pek çok ilginç ayrıntı var.

Her Gün Elimizde Ama Adını Hiç Sorgulamıyoruz: Bilgisayar Faresine Neden “Fare” Diyoruz?

Bilgisayar kullanırken elimizin en sık gittiği cihazlardan biri fare. İmleci hareket ettirmek, dosya açmak veya oyun oynamak için sürekli kullandığımız bu küçük cihazın İngilizcede “mouse”, Türkçede ise doğrudan “fare” olarak adlandırılması artık bize son derece normal geliyor.

Biraz düşününce isim aslında oldukça tuhaf. Klavye yaptığı işle ilişkili bir isim taşırken bilgisayar faresi gerçek bir hayvanın adını kullanıyor. Üstelik bu isim sonradan yapılan bir pazarlama çalışmasının ürünü değil. Hikâye, bilgisayarların henüz odaları doldurduğu ve grafik arayüzlerin günlük hayatımıza girmediği 1960'lara kadar uzanıyor.

Bilgisayar faresinin hikâyesi nasıl başladı?

51tExajRtu3ykPO7Dw6ER_8egrBY8l1jAiNqBSipW3FbrHFWy5hWxndUFTTpzPeDU6XVzGa9t1uYJkRh-mGXRVmLKbDma2HTCZdq7p9rIcAMvPL2v05exXpMAkLIK1ngTBTDRVxtvB2l5AburIRWLCo8Tnvx_Y9CE6cNBJLYKU6V8Jgw7kmtFzFOhr6MNlDk

Bilgisayar faresinin tarihindeki en önemli isimlerden biri Douglas Engelbart. Engelbart, Stanford Research Institute bünyesindeki Augmentation Research Center'da insanların bilgisayarlarla daha etkili biçimde etkileşim kurabileceği yöntemler üzerinde çalışıyordu.

1960'ların bilgisayarları bugün alıştığımız kullanım biçiminden çok uzaktı. Grafik masaüstleri, uygulama simgeleri ve ekranda istediğiniz yere götürdüğünüz imleç günlük bilgisayar deneyiminin parçası değildi. Bilgisayarla etkileşim büyük ölçüde klavye, komutlar ve dönemin başka giriş yöntemleri üzerinden gerçekleşiyordu.

Engelbart ve ekibi ekrandaki konumu daha hızlı seçebilecek bir kontrol yöntemi ararken farklı cihazları değerlendirdi. Fare de bu araştırmaların sonucunda ortaya çıktı.

İlk prototiplerden biri 1964 civarında Engelbart'ın fikirleri doğrultusunda mühendis Bill English tarafından üretildi. Cihaz bugünkü ergonomik farelerden epey farklı görünüyordu. Ahşap bir kutuya benzeyen gövdenin altında birbirine dik yerleştirilmiş iki tekerlek vardı.

Bu tekerleklerden biri yatay, diğeri dikey hareketi algılıyordu. Kullanıcı cihazı masa üzerinde hareket ettirdiğinde ekrandaki işaretçi de buna göre yer değiştiriyordu.

Bugün son derece sıradan görünen bu hareket, bilgisayar kullanım biçiminin değişmesinde rol oynayacak fikirlerden biriydi.

Peki bu cihaza neden “mouse” adı verildi?

7MEGlYGgu8Ybb09c4Mdkq1hnGGVRCCre1sOV1DMPFqAJu9iQ_JjywdsNbhm3tuzY7h12fO-NCiKewMmfXetXoqw_iydghaQcQPeI5vhBeG-suKpwHfMKNzpbntonZxDtF9MemKeSVk9H1xCn3wanzuEYfXQFEBXPfKkI1pYTRur-9oUDZU26n9d-I9y6vigq

Bilgisayar faresinin adının kökeni konusunda en yaygın açıklama cihazın fiziksel görünümüyle ilgili.

İlk modeller küçük bir kutuyu andırıyordu ve bilgisayara bağlanan kablo cihazın arka bölümünden çıkıyordu. Küçük gövdenin arkasından uzanan ince kablo, gerçek bir farenin gövdesi ve kuyruğuna benzetildi.

Böylece laboratuvardaki araştırmacılar cihazdan söz ederken “mouse” kelimesini kullanmaya başladı.

Ancak ismi ilk olarak tam olarak kimin söylediği konusunda kesin bir kayıt bulunmuyor. Douglas Engelbart da daha sonraki anlatımlarında adın ekip içerisinde nasıl ortaya çıktığını net biçimde hatırlamadığını ifade etmişti. Cihazın görünüşünün fareyi çağrıştırdığı ve adın çalışma sırasında kullanılmaya başladığı biliniyor ancak “mouse kelimesini şu kişi, şu gün buldu” diyebileceğimiz kadar açık bir tarih yok.

İşin ilginç yanı, ilk farenin kablosunun daha sonraki tasarımlarda gördüğümüz biçimden farklı bir konumda olmasıydı. Prototip geliştirilirken kablonun yerleşimi değişti ve fare-kuyruk benzetmesi daha belirgin hâle geldi.

Başlangıçta yalnızca laboratuvar içerisinde kullanılan bir lakap gibi görünen kelime zaman içerisinde cihazın gerçek adına dönüştü.

Bugün teknoloji dünyasında yüzlerce farklı fare tasarımı bulunuyor. Kablosuz modellerin artık görünür bir “kuyruğu” bile yok. Buna rağmen yaklaşık 60 yıl önce yapılan benzetme yaşamaya devam ediyor.

“Mouse” kelimesi ilk kez ne zaman belgelere girdi?

XaAoHYwlEM6tpJ4JJUWVNtVtzWufe6VQUaSv3M8KCK95Y3f6e79rnQMLAd0Gu2dqqs0MOVZKO-4t_CnNraF7Bk04GUI2wdbSSgOisQV1IuS5_et8CDtVPZ295N5Yh8RAogHs7FoLEPpnDmQcWndYnkuxDZTi63eVXpok78uidUMhhkYLmZJ7jthzjET_KT2Z

“Mouse” kelimesinin yalnızca yıllar sonra anlatılan bir hikâye olmadığını gösteren erken dönem belgeler de bulunuyor.

1965 yılında yayımlanan ve bilgisayar destekli ekran seçimi üzerine hazırlanan bir raporda “mouse” adı kullanılıyordu. Raporda farklı işaretleme cihazlarının performansı karşılaştırılıyor ve Engelbart'ın geliştirdiği cihaz da bunların arasında yer alıyordu.

Bu tarih önemli çünkü bilgisayar faresi henüz ticari bir ürün değildi. Kişisel bilgisayarların ortaya çıkmasına bile yıllar vardı. Buna rağmen “mouse” kelimesi araştırma ortamında cihazın adı olarak kullanılmaya başlamıştı.

Engelbart, 1967 yılında cihaz için patent başvurusu yaptı. 1970'te verilen patentte ise “mouse” yerine çok daha teknik bir isim tercih edilmişti: “X-Y Position Indicator for a Display System.”

Yani kabaca bir görüntüleme sistemi için X-Y konum göstergesi.

Patent adı günlük kullanımda yerleşseydi bugün masamızdaki cihazı “X-Y konum göstergesi” gibi bir ifadeyle anıyor olabilirdik. Neyse ki laboratuvardaki kısa ve akılda kalıcı lakap çok daha güçlü çıktı.

Teknoloji tarihinde buna benzer pek çok örnek bulunuyor. Mühendislerin geçici olarak kullandığı bir isim, ürün yaygınlaştığında teknik adından daha kalıcı olabiliyor. Mouse bunun en başarılı örneklerinden biri.

1968'deki gösteri fareyi teknoloji tarihine taşıdı

h7NHjRBVKG9ZkBOUksRrPFBMymSkNrX_IRbr464fLkJhJhhkMHxaQyjl-HEbriqi2-CgpwKYkMl3Zm7agsWajWlF6xxtOiItfrfOhRgT0zDb8bUvCfx4k2b4tl_QFoq7R0iLJlBATyaVVIPfh0GjRUBZiKiI-FJXDJNUuKSFzq9A1JV7ED92mbt8QuX0stT1

Douglas Engelbart'ın faresi yalnızca laboratuvarda kalan deneysel bir cihaz olmadı. 9 Aralık 1968'de San Francisco'da gerçekleştirilen bilgisayar gösterisi, cihazın tarihindeki dönüm noktalarından biri hâline geldi.

Engelbart ve ekibi burada o dönem için son derece sıra dışı teknolojileri canlı olarak sergiledi. Ekrandaki metinlerle etkileşim, hiper metin bağlantıları, farklı pencereler ve uzaktan ortak çalışma gibi bugün bize normal gelen pek çok fikir aynı sunumda gösterildi.

Fare de sistemle etkileşim kurmanın temel araçlarından biriydi.

Sonradan “The Mother of All Demos” yani “Tüm Demoların Anası” adıyla anılacak bu gösteri, bilgisayarların yalnızca hesap yapan makineler olmaktan çıkıp insanların doğrudan etkileşim kurduğu araçlara dönüşebileceğini gösteriyordu.

Engelbart fareyi tek başına geleceğin vazgeçilmez cihazı olarak sunmuyordu. Ekibi klavye kısayolları ve chorded keyboard adı verilen farklı bir giriş cihazı dahil çeşitli yöntemleri birlikte kullanıyordu.

Buna rağmen fare fikri sonraki yıllarda çok daha geniş bir kullanım alanı buldu.

Buradaki en dikkat çekici ayrıntı zamanlama. Engelbart'ın fareyi sahnede göstermesinden modern kişisel bilgisayar kullanıcılarının bu cihazla düzenli olarak tanışmasına kadar yıllar geçecekti.

Fareyi evlere taşıyan şirket aslında Apple değildi

k1jrl2GXeXumuB_6YrSxncnAGmadpAIb00TzIVRu9HNtEpa8AiHKzoSwMa2Vu95--69e0z66fynzgm8zTzkQ21MkguRF403ff7I7PKLxH2R-yUK1R6hQBTkt2j4drHqQLqEZuEJ9DXAmb_uIkoMpeK_ztFbgLofHumBvXAAd2PgGZsD5jyFOodB9wr3eImDB

Bilgisayar faresinin Apple tarafından icat edildiği şeklinde yaygın bir yanlış bilgiyle karşılaşabilirsiniz. Apple, farenin yaygınlaşmasında büyük rol oynadı ancak cihazın ortaya çıkışı şirketin kuruluşundan yıllar öncesine dayanıyor.

Engelbart'ın çalışmalarından sonra fare teknolojisinin gelişimindeki önemli duraklardan biri Xerox PARC oldu.

Bill English daha sonra Xerox PARC'a geçti ve burada fare tasarımının geliştirilmesi üzerinde çalıştı. İlk prototipte kullanılan iki tekerlekli mekanizma yerine top kullanan fare tasarımları geliştirildi. Topun hareketi algılanarak imlecin ekranda farklı yönlere daha rahat hareket etmesi sağlanabiliyordu.

Xerox Alto, 1970'lerde grafik kullanıcı arayüzüyle birlikte fare kullanan en önemli erken bilgisayarlardan biri oldu. Ancak Alto sıradan tüketicilerin mağazadan satın aldığı kitlesel bir ev bilgisayarı değildi.

1981'de çıkan Xerox Star ise fare ve grafik arayüz yaklaşımını ticari bir sistemde kullandı. Yüksek fiyatı nedeniyle geniş tüketici kitlesine ulaşamadı.

Apple'ın etkisi birkaç yıl sonra çok daha görünür hâle geldi. 1983'te Apple Lisa, ardından 1984'te Macintosh fare kontrollü grafik arayüzü çok daha geniş bir kullanıcı kitlesinin karşısına çıkardı.

Böylece fare, araştırma laboratuvarlarında kullanılan garip ahşap kutudan kişisel bilgisayarın temel aksesuarlarından birine doğru ilerledi.

Apple fareyi neden tek tuşla kullandı?

wwKxFtlL94BXyg4bKo48Bl9-Tw6y1Ge_pftqCSVC2w1s00h9jJnL71Z1ErC5OedQuzZG1UnOSvLy9vKJoY6kShVbhEWbhAxdz9VHIFXjchw-36o8WrlODuHQrkVr-jllluvkmYnLhc9U4b5Ofr1ICMmLaqSa7JAdhdvf7BdeK3MZ-4xlrQkQb4BwWEHn49gp

Douglas Engelbart'ın erken dönem faresinde birden fazla düğme bulunabiliyordu. Xerox sistemlerinde de farklı düğmelere sahip fareler kullanılmıştı. Apple ise Lisa ve Macintosh döneminde tek düğmeli fare tasarımını benimsedi.

Buradaki amaç bilgisayar kullanımını mümkün olduğunca anlaşılır hâle getirmekti. Grafik arayüzle ilk kez karşılaşan kullanıcıların hangi düğmeye basması gerektiğini düşünmeden ekrandaki öğeleri seçebilmesi hedefleniyordu.

Bu tercih Apple'ın fare tasarımının uzun yıllar boyunca karakteristik özelliklerinden biri olarak kaldı.

PC dünyasında ise iki ve daha sonra üç düğmeli fareler yaygınlaştı. Sağ tıklama bağlam menülerinin önemli parçasına dönüştü. Ortadaki düğme zamanla kaydırma tekerleğiyle birleşti.

Bugün oyuncu farelerinde başparmak bölgesinde çok sayıda programlanabilir tuş bulunabiliyor. MMO oyunlarına yönelik bazı modellerde sayı neredeyse küçük bir klavyeyi andıracak seviyeye ulaşıyor.

İlginç olan, temel çalışma fikrinin değişmemesi. Engelbart'ın ahşap prototipinde de amaç el hareketini ekrandaki işaretçinin hareketine çevirmekti. Günümüzün yüksek hassasiyetli oyuncu faresinde de yaptığımız şey temelde aynı.

Aradaki fark, hareketi algılamak için kullanılan teknolojinin ve cihazın hassasiyetinin tamamen başka bir seviyeye ulaşması.

Toplu farelerden optik sensörlere nasıl geçtik?

o8FwesopB5zpDjVGk24AM0yyxbz1WV-9plOPy6GFErIEZBi3ZhXd2rDrm8pp_UiiqvHXbzkiPz9CXYOTCw5t5igtbCxZGcnEuICqIDO-On-cbaXFxX-cf09ra9RraPHqyUy5UhfBIKxXQT6KS3txUQ8JVAV_JIPJ9XEXjIleh8kORSLmiQr10KpLJ1_SaBwL

1980'ler ve 1990'larda bilgisayar kullananların hatırlayacağı klasik farelerin altında küçük bir top bulunuyordu. Fare masa üzerinde hareket ettikçe top dönüyor, içerisindeki mekanizma bu hareketi yatay ve dikey eksenlerde algılıyordu.

Sistem çalışıyordu ancak bir sorunu vardı: kir.

Fare topu masa üzerindeki tozu ve kiri zamanla iç mekanizmaya taşıyabiliyordu. İmleç düzgün hareket etmemeye başladığında topu çıkarıp içerisindeki makaraları temizlemek bilgisayar kullanımının sıradan parçalarından biriydi.

Optik fareler bu mekanik yapıyı büyük ölçüde ortadan kaldırdı.

Optik sensör yüzeyi sürekli olarak algılayıp hareket yönünü hesaplayabiliyor. Hareketli top bulunmadığı için temizlik ihtiyacı azaldı ve daha hassas takip mümkün hâle geldi.

Daha sonra lazer sensörler ve gelişmiş optik sensörler ortaya çıktı. Günümüzde oyuncu fareleri son derece yüksek DPI değerlerine çıkabiliyor ve çok küçük hareketleri bile algılayabiliyor.

Kablosuz bağlantı da cihazın 1960'lardaki görüntüsünü tamamen değiştirdi. İlk modellere adını verdiği düşünülen “kuyruk” artık pek çok farede bulunmuyor.

Buna rağmen cihazın ismi değişmedi. Teknolojinin fiziksel görünümü, çalışma mekanizması ve bağlantı yöntemi dönüşürken 1960'ların laboratuvarında kullanılan lakap bütün değişikliklerden daha dayanıklı çıktı.

Türkçede neden “mouse” yerine “fare” de kullanıyoruz?

mCP8BC5hxu28XPI2sj6H63eLOZmYmsTfzLWeZam8IJyGOOe74HV6Du806zhN8yUS8EXmRb9GGTcR-1catnLyXjDJshHtQPwYAuLFbpRdDYtoHJNfZG9WZECzPfyJaDIMGtxtWefkA4aVUKrm_Niom62OMb29gvMxXI9OEKmeVhr1zzlTOWBgT4FS4cgjneZO

İngilizcedeki “mouse” kelimesi doğrudan hayvan olan fare anlamına geliyor. Türkçede de cihaz için kelimenin karşılığı olan “fare” kullanılmaya başlandı.

Günlük konuşmada ise iki kelime yan yana yaşamaya devam ediyor. Bazı kullanıcılar “mouse” derken bazıları “fare” demeyi tercih ediyor. Teknoloji mağazalarında ve ürün kategorilerinde de iki kullanımla karşılaşmak mümkün.

Bu durum aslında cihazın adının ne kadar görsel bir benzetmeye dayandığını daha belirgin hâle getiriyor. “Mouse” başka bir dile çevrildiğinde teknik anlamını kaybetmiyor çünkü kelimenin temelindeki hayvan benzetmesi korunabiliyor.

Üstelik isim, artık fiziksel tasarımla uyuşmak zorunda da değil.

Dikey ergonomik fareler klasik fare şeklinden oldukça farklı görünüyor. Trackball modellerinde cihazın kendisini hareket ettirmiyorsunuz. Dokunmatik yüzeye benzeyen modeller bulunuyor. Kablosuz farelerde ise kuyruk benzetmesini oluşturan kablo tamamen ortadan kalkmış durumda.

Yine de hiçbiri yeni bir genel isim kazanmadı.

Yaklaşık altmış yıl önce bir araştırma laboratuvarında kullanılan küçük cihazın şekli teknoloji sözlüğüne öylesine güçlü biçimde yerleşti ki tasarım ortadan kalksa bile adı kaldı.

Ahşap bir kutudan milyarlarca kişinin kullandığı cihaza

VEPBhdRiCBTNQX9C_56jAwv5EuL-SHpuIE9JYlKuY-KYxBPoxerMQs-dKk_IGkk8RVVm_VS8dZ0XyDaxhEHh8pzIfjV_i6lyc8QUVZsaYuHKBqX25EAyf2Lf-fLzXB3-Sq3garw9IXsQOB6MFb-f4j7_77UvLE7hfpXsxUw2ua3aIv6PSUumIF3t0uNUrhDW

İlk bilgisayar faresine bugün baktığınızda modern bir bilgisayar aksesuarından çok küçük bir ahşap kutuya benziyor. Ergonomik kıvrımları, optik sensörü, kaydırma tekerleği veya kablosuz bağlantısı yoktu.

Fakat yaptığı şey son derece değerliydi: İnsanların ekrandaki bir noktayı elleriyle kontrol ettikleri fiziksel hareket üzerinden seçmesini sağlıyordu.

Engelbart ve ekibinin çalışmaları grafik kullanıcı arayüzlerinin yaygınlaşmasından çok önce başlamıştı. Xerox PARC bu fikri geliştirdi, Apple ve daha sonra PC üreticileri fareyi geniş kullanıcı kitlelerinin bilgisayar deneyimine taşıdı. Mekanik toplar optik sensörlere, seri bağlantılar USB'ye ve kablolar kablosuz bağlantılara dönüştü.

İsim ise bütün bu teknolojik değişimin ortasında yerinden kıpırdamadı.

Bugün masanızdaki fare muhtemelen 1960'lardaki prototipe hiç benzemiyor. Hatta kablosuz bir model kullanıyorsanız ona adını verdiği düşünülen kuyruğu bile yok. Yine de her “fareye tıkla” dediğimizde bilgisayar tarihinin en eski ve en kalıcı benzetmelerinden birini kullanmaya devam ediyoruz.

YORUMLAR

(0)
Yorumunuz minimum 30 karakter olmalıdır. (0)
Henüz yorum yok. İlk yorumu sen yaz!