Westworld Hayranlarını Üçüncü Sezonda Üzen 5 Detay

11
2
0
0
0
Westworld dizisi, bilim kurgu severlere yaşattığı eşsiz maceradan dolayı 2016 yılından beri sevilen bir dizi haline geldi. İlk sezonuyla adeta kafa dağıtan, ikinci sezonuyla dağıttığı kafaları toplamasını bilen bir dizi oldu. Ancak üçüncü sezon dizinin atmosferi tamamen değişti ve bu durum sonucunda önceki sezonların gölgesinde kalan bir sezon ortaya çıktı. Gelin Westworld üçüncü sezonunda bizi rahatsız eden detaylara yakından bakalım.

1973 yılında vizyona giren aynı isimli filmden esinlenerek 2016 yılında yayın hayatına başlayan Westworld, 2020 yılında üçüncü sezonuyla hikayesini devam ettirdi. Christopher Nolan filmlerindeki ustaca senaryolardan tanıdığımız Jonathan Nolan, yapımcısı ve senaristi olduğu Westworld’ü ilk sezonuyla bir başyapıt haline getirmeyi başardı. İkinci sezonla bu başarısı bir nebze de olsa sürdürülen dizi, üçüncü sezonuyla sevenlerini bir hayli üzdü.

Biz de bu yazımızda Westworld’ün üçüncü sezonunda nelerin yanlış yapıldığına yakından bakacağız. Diziyi seven bir hayran gözünden, dizinin kalitesine yakışmayan detayları bir bir didikleyeceğiz. Geniş kitlelerce eleştirilen bu yanlışların bizde bıraktığı etkilerden bahsedeceğiz. Dilerseniz yazımızda çok sayıda spoiler olduğunu belirterek başlayalım.

Üçüncü sezonla birlikte senaryo yazarlığı kalitesi ciddi bir düşüş yaşadı:

westworld 3. sezon

Westworld’ün birinci sezonu belki de dizinin en iyi sezonu olabilir. İlk sezonda, parkın etrafında yaşanan gelişmelere çok iyi bir hazırlık sürecinin ardından hiç vakit kaybetmeden olayları anlatmaya geçiş yapılıyor. Dizide anlatılan hikayenin işleniş kalitesi bir yana, aynı zamanda insan ve robot arasındaki ayrım ahlaki bir zemin üzerinde tartışılıyor. Tüm bu değer çatışmalarının arkasında ise çözülmeyi bekleyen harika bulmacalar yatıyor.

Üçüncü sezonda, ilk sezonda tüm müthiş detayların arkasında yatan senaryo kalitesi gömlek gömlek aşağı çekiliyor. İkinci sezonda göze batmaya başlayan her şey üçüncü sezonla iyiden iyiye izleyeni rahatsız edecek düzeye geliyor. İkinci sezonda park sakinleri ve insanlar arasında çıkan savaş, zaten bir sürü boşluk bırakılarak anlatılmışken üçüncü sezonla resmen bu boşlukların üzerine limon sıkılıyor.

Hemen bir örnek vererek bu “limon sıkmak” deyimini neden kullandığımızı açıklayalım. Dizinin tamamında oldukça kritik bir role sahip olan Dolores ve Maeve karakterleri, üçüncü sezonda da bu önemli rollerini koruyorlar. Üçüncü sezonun bir noktasında bu iki karakter, bir EMP patlaması sonucu aniden işlevsiz kalıyor. Peki o zaman soruyoruz sizlere: EMP kullanma fikri ikinci sezonda hiç mi kimsenin aklına gelmedi?

dolores abernathy

Düşen senaryo kalitesi yalnızca bu mantık hatalarının önünü açmadı. Aynı zamanda Westworld’ü Westworld yapan muazzam bir şekilde yaratılmış karakterler de yerlerini daha karton karakterlere bıraktı. Anthony Hopkins ve Ed Harris gibi usta aktörlerin de bu karakterlerin güçlü olmasında parmağı vardı elbette. Gel gelelim üçüncü sezonda Ed Harris s’in oyunculuğu da karakterinin derinliğini kaybetmesine engel olamıyor.

Westworld özellikle ilk sezonda sahip olduğu “karaktere bir geçmiş yaratma” başarısını ikinci sezonda biraz geride tuttu, üçüncü sezonda ise tamamıyla çöpe attı. Aaron Paul tarafından can verilen Cal karakteri, bu durumun en büyük kanıtı. Cal, yeterince değinilmeyen gizemli bir geçmişe sahip. Fakat bu gizem maalesef doğru şekilde kullanılmadığı için Cal karakterine karşı hissettiklerimiz, Dr. Ford’a ya da William’a karşı hissettiklerimizin yanına bile yaklaşamıyor.

Senaryo kalitesinin düştüğüne işaret eden bir başka konu ise diyalog kaliteleri. Bir dizi eğer izleyenine dokunacaksa, saatlerce ekran başına kilitleyerek bölümlerini arka arkaya soluksuz bir şekilde izletecekse diyalog kalitesi burada çok önemli bir etken. Tabii ki diyalog kalitesinin rezalet bir seviyeye düşmediğini biz de biliyoruz ancak üçüncü sezondaki diyalogların, ilk sezonu ortaya çıkaran ekip tarafından yazıldığına inanmak çok güç.

Yanlış bir aktör ve karakter seçimi: Aaron Paul - Cal

aaron paul

Aaron Paul ne kadar iyi bir aktör olduğunu Breaking Bad ile defalarca kanıtladı. Jesse Pinkman karakteri ile gönüllerimize taht kuran aktör, ne yazık ki yukarıda yakındığımız senaryo yazarlığının yarattığı sis bulutunun arkasında kaybolup gidiyor. Ancak burada sadece yazar ekibine suç bulmak doğru değil. Aynı zamanda kast ekibi için de söylenmesi gereken bazı şeyler var.

Öncelikle Westworld’ün ilk iki sezonunda Cal karakteri kadar geçmişi karanlık, amacı bilinmez ve etrafı sırlarla çevrili bir karakterin hangi aktör tarafından canlandırıldığına bakalım. Dr. Ford karakterinden bahsediyoruz. Dizinin geçtiği parkın yaratıcısı, yapay zekanın miri olan Dr. Ford. Öylesine güçlü bir karakter ki Anthony Hopkins gibi dillere destan bir sanat insanından başkasına yakıştıramıyoruz.

Dizinin önceki sezonlarında bu kadar kritik role sahip bir karakter Anthony Hopkins’e emanet edildiyse, dizinin ilerleyen sezonlarında da bu kalite devam ettirilmeliydi. Yanlış anlamayın, Aaron Paul oldukça iyi bir aktör. Ancak Anthony Hopkins’in dahil olduğu büyükler liginde kendine bir yer bulacaksa bile daha çok yolu var. Bir başka konu ise dizinin kendini tekrara düştüğü tek noktanın “gizemli bir karakter” yaratma arzusu olmaması.

westworld

Cal, bir bulmaca oluşturan hikayenin parçalarını tamamlaması için elzem olayları hatırlayamıyor. Çünkü hafızası silinmiş. Bir yerden tanıdık geliyor mu? Çünkü bize buram buram ikinci sezondaki Bernard’ı hatırlatıyor. Her şeyin üstüne bir de dizinin iyi yanlarının bir konsantresi haline getirilerek oluşturulan Cal karakteri, park sakinlerinin davasına lider olarak seçiliyor. 

Önceden liderlik eden karakterlerin uzun uzun anlatıldığı bir dizide, günün sonunda kimsenin umursamadığı bir karakter lider olacak noktaya geliyor. Başka bir dizi olsa bu kadar rahatsız etmeyebilecek bu gelişme, Westworld gibi ince ince dokunan detaylarla güzelleştirilmiş bir diziye konu olunca maalesef Jonathan Nolan ve kalem arkadaşlarına yakışmayan bir detay daha demekten kendimizi alıkoyamıyoruz.

Çok sevdiğimiz Westworld atmosferi kökünden değiştirildi:

teddy flood

Eğer Westworld’ün yalnızca birinci sezonunu izlemiş biri üçüncü sezonu görse bir süre aynı diziyi izlediğine inanmakta güçlük çekebilir. Bir dizinin konusu ve atmosferi bu denli çarpıcı bir şekilde değiştirilecekse çok dikkatli olmak gerek. Çünkü seyirciyi önceki sezonlarda anlatılan hikayeden koparmak kolay bir iş değil. Hele bir de anlattığı hikayeyi Westworld kadar okullarda ders olarak anlatılacak nitelikte iyi anlatırken bu değişimin kabullenilmesi çok zor.

Westworld de bu değişimi seyirciye geçirmekte başarılı bir iş çıkaramıyor. Ne karakterlerin amaçları ne de diziye yeni gelen karakterler inandırıcı bir şekilde yansıtılmıyor. Sonuç olarak ortaya çıkan eser, önceki sezonlarıyla çizdiği çizginin üstünde duramıyor. Biz Westworld’ü, birinci sezonunun sonunda akıllarımızda bıraktığı zekice yaratılmış soru işaretleriyle hatırlamayı tercih ederdik. Çünkü dizi verdiği cevaplarla kendi sorduğu soruları berbat ediyor.

Westworld’ün bilim kurgu yönü, fantastik öğelere emanet edildi:

westworld rehoboam

Westworld’deki vahşi batı teması, teknolojinin bilim kurgu öğeleriyle bezendiği harika bir atmosferdi. Üstelik dizide kullanılan tüm bilim kurgu öğeleri bir yerde inandırıcıydı. Tabii ki günün birinde vahşi batı temalı, akıl almayacak kadar gelişmiş bir yapay zekanın beslediği robotlarla dolu bir park görmemiz pek olası değil. Ancak dizi kendi içinde yarattığı bu dünyayı seyirciye inandırıcı bir şekilde aktarabiliyordu. 

Üçüncü sezona kadar az da olsa gerçekçi bir temel üzerinde inşa edilen Westworld, üçüncü sezonuyla birlikte fantastik bir dizi olma yolunda emin adımlarla ilerledi. Üçüncü sezonda tanıştığımız, dünyadaki tüm insanların hayatlarından hareketle ölecekleri günü ve ölüm şekillerini tahmin eden yapay zeka, bize hiç gerçekçi temel üzerine inşa edilmiş bir dokunuş gibi hissettirmiyor.

Park sakini robotların ne kadar insana benzediğini inatla yüzümüze vururken bir yandan da aslında sadece birer makine olduklarını sayısız kez göstererek izleyicileri bir düşünce seli içinde boğan bir diziydi Westworld. Böyle bir fikir cümbüşü içinde yaşattığı bilim kurgu heyecanını alıp, sırf hikayenin hareket alanını genişletmek adına diziyi fantastik bir deneyime dönüştürmek maalesef diziyi kökten değiştirmek yerine dizinin kökenini mahvediyor.

Westworld parkının temeli olan Bernard karakteri gerektiği gibi kullanılmadı:

bernard lowe

Bernard gibi önceki hikayenin akışını belirleyen önemli bir karakter, üçüncü sezonda hak ettiği yeri bulamıyor. Bunu ekranda aldığı süreden bağımsız olarak söylüyoruz. Nihayetinde sevdiğimiz bir karakter eskisi kadar çok görünmüyor diye diziyi eleştirmek doğru olmaz. Biz daha ziyade bu karakterin hikaye akışına olan etkisinin zayıflığından dert yanıyoruz.

Üçüncü sezon boyunca Bernard’ı oradan oraya sürüklenirken izliyoruz. Tüm bu yolculukları içinde türlü badireler atlatıyor atlatmasına ancak sonrasında bu badireler bir sonuca varmıyor. Yani üçüncü sezondaki Bernard sahnelerini alıp yerine bir şey koymasak Westworld’ün hikayesi adına büyük bir kayıp yaşamayız. Halbuki Bernard’ın alt kimliği hikayeye inanılmaz büyüklükte etki edecek potansiyele sahip.

jeffrey wright

Bu örnekle birlikte aslında en başında parkın dışında bir hikaye anlatmanın çok da iyi bir karar olmadığı bir kez daha gözler önüne seriliyor. Parkta kalınsaydı diziyi fantastik bir seyre sokmaya gerek kalmazdı, Bernard gibi bir karakterin rolü daha belli olurdu, Cal gibi ustaca yazılmış eski karakterlerin yanında sırıtan bir karakter hikayeye dahil olmazdı.

Dördüncü sezon neler getirecek bilemiyoruz, ancak iddialara göre tüm bu şikayetlerden yapımcılar da haberdar. Bambaşka bir dördüncü sezon olacağına dair tüm bilinenleri de burada sizlere açıklamıştık. Düşüncelerinizi yorumlar kısmında bizlerle paylaşabilirsiniz.

Kaynak : https://www.forbes.com/sites/erikkain/2020/05/11/the-6-biggest-problems-with-season-3-of-westworld/#532e6eea3f9e
11
2
0
0
0
Emoji İle Tepki Ver
11
2
0
0
0