• Anasayfa
  • Yaşam
  • Psikiyatri Kurallarını Yeniden Yazan Rosenhan Deneyi

Akıl Hastalarına Konulan Tanıların Doğruluğunu Anlamaya Çalışan Rosenhan Deneyi

47
2
2
2
2
Amerikalı bir psikolog olan David Rosenhan, 1973 yılında Rosenhan Deneyi'nden yola çıkarak hazırladığı makalesi ile psikiyatri konusunda bilim dünyasına yeni bir bakış açışı kazandırmıştı. Rosenhan, akıl hastalarına konulan teşhislerin objektif verilere dayanmadığını dile getirerek, gerçekte akıl hastası olmayan birinin doktorlar tarafından yanlış anlaşılabileceğini ortaya koydu.

Daha önce şizofreni hastalığına sahip birisine, yanlış teşhis konulmuş olabileceğini hiç düşündünüz mü? Kim bilir, belki de bu kişi yanlış tanı yüzünden yanlış tedavilere maruz bırakılmış, hayatının büyük bir kısmını ait olmadığı bir akıl hastanesinde geçirmek zorunda kalmıştır.

Stanford Üniversitesi’nde bir öğretim üyesi olan David Rosenhan, tam da bu sorulara cevap bulabilmek adına bilim dünyasını karıştıran bir deneye imza attı. Akıl Hastanelerinde Akıllı Olmak Üzerine adlı bir makale hazırlayan Rosenhan, kendi soyadını verdiği deneyinde psikiyatr tanılarının yeterli olmadığını savunarak, bugüne kadar yüz binlerce akıl hastasına yanlış tanı konulmuş olabileceğini ortaya koydu. Dilerseniz Rosenhan Deneyi’nin detaylarına daha yakından bakalım.

Rosenhan Deneyi, psikiyatr standartlarının bugüne gelmesine katkıda bulunmuş

david rosenhan

Detaylara inmeden önce Rosenhan Deneyi’nin amacından biraz bahsedelim. David Rosenhan, dönemin psikiyatri standartlarının yeterli donanıma sahip olmadığını düşünerek, bugüne kadar yanlış tanılar yüzünden akıl hastası olanların normal, olmayanların da akıl hastası damgası yemiş olabileceğini bilim dünyasına kanıtlamak istemiş. 

Elbette Rosenhan’ın amacı bilim insanlarını kötülemek ya da psikiyatristleri yetersiz görmek değil, standartları daha yüksek seviyelere çıkararak psikiyatrinin bugün sahip olduğu başarıya katkı sağlamakmış.

Rosenhan, Akıl Hastanelerinde Akıllı Olmak adlı makalesine şu sözlerle başlıyor; “Pek çok cinayet davasında, savunma tarafındaki ünlü psikiyatrlar, sanığın akıl sağlığı yerinde olmadığından ceza sorumluluğunun bulunmadığını iddia ediyor. Savcılık tarafında yer alan, en az onlar kadar ünlü başka psikiyatrlar ise, aynı kişinin akıl sağlığını yerinde bulup ceza sorumluluğu var diyor. Bir kişinin akıl sağlığının yerinde olup olmadığı ve akıl sağlığının derecesi anlaşılabilir mi?”

Deneyin ilk adımı: Hangimiz hasta, hangimiz değil?

hastane

Psikiyatrist tanılarının objektif verilere dayanmadığını savunan Rosenhan, kendisi de dahil olmak üzere 8 kişinin bir akıl hastanesine müracaat etmesini sağlıyor. Bu sekiz kişinin üçü psikolog, biri psikiyatrist, biri ressam, biri ev kadını ve biri de pedagog. Akıl sağlığı yerinde olmalarına rağmen hepsi kafalarında boş, boşluk ve nafile gibi kelimelerin yankılandığını, gaipten sesler duydukları dile getiriyorlar. Bu kelimeler, bizzat Rosenhan tarafından, varoluşsal krizin sinyallerini verdiği için seçilmiştir. Doktorlar, 8 kişiden 7’sine şizofreni, 1 kişiye de manik depresif tanısı koyarak misafirleri hastaneye yatırıyor.

Ekibin hastaneye yattıktan sonraki görevi, tamamen normal davranarak hastanedekilere deli olmadıklarını kanıtlamaktır. Sekiz kişiden biri bile herhangi bir akıl hastalığına dair en küçük semptomu göstermemesine rağmen, en erkeni sadece 7 gün sonra akıl hastanesinden çıkabilmiştir. İçlerinden bir kişi de tam 52 gün boyunca doktorları ikna edememiş, anca 52. günün sonunda özgürlüğüne kavuşabilmiştir.

akıl hastanesi

İşin komik tarafı, yollanan 8 kişiden hiçbirinin hasta olmadığını, doktorlardan önce gerçek akıl hastalarının çözmüş olması. Hastanede yatan 118 hastadan 35’i, bu sekiz kişinin hasta olduğuna inanmamış, onların hastaneyi teftişe gelen dedektifler olduğunu düşünmüştü. Hastanede çalışan diğer görevliler ise bu ekibin sahte hastalar olduğunu hiçbir zaman anlayamamıştı. 

Yaptığı araştırmanın taraflı bir yanı olmadığını göstermek isteyen Rosenhan ve ekibi, hastaneden çıktıktan sonra hem şehirde hem de kırsal bölgelerde bulunan çeşitli akıl hastanelerine tekrar müracaat eder. Gariptir ki başvurdukları hastanedeki tüm doktorlar, bu sekiz kişinin akıl sağlığının yerinde olmadığına inanır. 

Bu olaydan sonra bir akıl hastanesi, Rosenhan’a meydan okumuş

rosenhan deneyi

Rosanhan’ın bu sonuçları yayınlaması, ABD’de yer alan birçok akıl hastanesinin tepki göstermesine sebep olur. Sonuçların gerçekleri yansıtmadığını savunan bir hastane, doktorlarının ne kadar başarılı olduğunu kanıtlamak adında Rosenhan’a sahte hasta göndermesi için teklifte bulunur, bu sahte hastaları gerçek hastalardan ayırt edebileceklerini savunur.

Teklifi kabul eden Rosenhan, izleyen 3 ay içerisinde o hastaneye sahte hastalar göndereceğini dile getirmiş. Hastanede bulunan doktor ve sağlık personellerinden, müracaat eden hastaları 1’den 10’a kadar değerlendirmelerini, sahte olduğundan şüphelendikleri hastalara 1 ya da 2 puan vermelerini rica etmiş. 

akıl hastanesi

3 ay boyunca bu hastaneye toplamda 193 hasta müracaat ediyor ve hastanenin hazırladığı raporda bu hastalardan 41 kişinin en az bir yetkili tarafından sahte hasta olarak nitelendirildiği, 193 kişiden 19’unun da birden fazla doktor ve sağlık çalışanı tarafından kesinlikle sahte hasta olarak değerlendiriliyor. Raporlar açıklandıktan sonra bahsi geçen hastane biraz kötü bir duruma düşüyor tabii. Çünkü Rosenhan, belirtilen 3 ay içerisinde hastaneye herhangi bir sahte hasta göndermediğini dile getiriyor.

Yaşananların ardından Rosenhan, makalesinde şu soruya yer vermiş; “İkiden fazla psikiyatri uzmanının normal zannettiği, buna rağmen kliniğe yatırılan 19 kişi, gerçekte normal miydi, yoksa akıl hastası mı? Hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Şurası muhakkak ki psikiyatri kliniklerinde, akıl sağlığı yerinde olanla, olmayanı ayıramadığımız apaçık ortada.”

Deneyin sonuçlarından sonra akıl hastalarına olan bakış açısı tamamen değişmiş

akıl hastanesi

Rosenhan Deneyi’nin sonuçları, hem ABD hem de dünya çapında büyük ses getirmeyi başarmış ve doktorların akıl hastası olarak nitelendirdikleri insanlara daha farklı bir gözle bakmasına olanak sağlamış. Öyle ki bir zamanlar şizofreni tedavisinin bulunmadığını, bu hastalıktan hastaneye yatan kişilerin ömürlerinin sonuna kadar gözetim altında tutulması gerektiğini düşünen doktorlar, deneyden sonra hastaların daha iyileştirilebilir olduğu, bir gün taburcu edilebilecekleri kanısına varmışlar. Deneyden sonra yapılan bir diğer büyük değişiklik de Amerikan Psikiyatri Birliği’nin Akıl Hastalıklarının Ayırıcı Tanısında El Kitabı’nı gözden geçirerek yenilemek olmuş. 

Kaynak 1, Kaynak 2

47
2
2
2
2
Emoji İle Tepki Ver
47
2
2
2
2